Birsel Hanım bir pastane açmayı düşünüyordu. Genç biriydi, haliyle birikimi yoktu. Pastaneyi açması için kredi çekmesi gerekiyordu. Ancak dolar şoku ile faizler artmış, bankalar eskisi gibi davranmıyordu, herkese kredi vermez olmuştu. Birsel Hanım hayalindeki pastaneyi açmak için hayallerini ertelemek zorunda kalmıştı. Tabii Birsel hanımın hayalleri ertelenince kiralayacağı dükkân boş kalmıştı, yanına alacağı çırak da işsiz…
Birsel Hanım sadece bir örnek, kriz zamanlarında girişimcilik hayallerini erteleyen binlerce kişi olur ve ekonominin çarkları dönmemeye başlar. Mevcut şirketler ise satış yapamadığından ödemelerini yapamaz ve yeterince güçlü olmayanlar ayakta kalamaz.
Diğer yandan bir de harcamalar tarafı var tabii… borçlanmayı çok seven bir millet olduğumuzdan yarını beklemeden bugün sahip olma güdümüz ile tüketici kredisi ve kredi kartları gibi finansal borçlara olan talebimiz oldukça fazla. Faizler arttığında kredilere olan talep de azalmaktadır. Hem krediler hem de yatırımlar azaldıkça ekonomi küçülür.
Ekonomi birbirine bağlı zincirleme olaylardan oluşur. Bir ekonomide faizler yüksek ise risk primi yüksektir. Yani o ülkede bir şeyler yanlış gidiyordur. Bir yerlerde hata yapılmıştır, yoksa faiz kendi kendine artmaz. Ülke ekonomisini bir insan vücuduna benzetirsek ateşi yükselen bir vücutta organlar zorlanır, vücutta isyan çıkar. Tüm etkiler birbirini takip eder. Faiz de ekonominin ateşidir. Ateşi düşürmeden tam olarak iyileşme zordur. Hem üşüyen hem ateşi olan bir hastaya soğuk duş aldırmazsanız ateşi daha da yükselir. Faiz konusunda zamanında müdahale gerekir. Zamansız, erken faiz indirimi ya da geç kalınmış faiz artışının etkisi daha az olmaktadır. Ancak diğer taraftan bir de enflasyon var. Enflasyon yüksek ve faizler de yüksek ise (şu an içinde bulunduğumuz durum) tedavi daha zordur.