Türkiye Kalkınıyor mu?

                                   

“İnsanlar yalnızca gayri safi milli hasıla ile yaşayamaz.”

Paul A. Samuel

 

Liberal ekonomi anlayışının genel kabul görmüş göstergesi olan Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ülkeleri kalkınıyormuş gibi gösteren bir kalıp. Oysa bir ekonominin büyümesi ile kalkınması aynı durumu ifade etmiyor.  Büyüme, bir yıl içerisinde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplamında meydana gelen artış iken; kalkınma, içerisinde büyümenin de olduğu daha kapsamlı bir ifadedir. Kalkınma, sadece maddi değerler ile ölçülebilecek bir durum değildir. Yapılan yatırımlar ve üretilen ürünlerin yanında insana yapılan hizmetler de kalkınmada birer faktördür. Elbette bu hizmetler fon kaynağı olmadan sağlanamaz. Ancak, insana yapılan yatırımın doğru nitelikte ve zamanında yapılması da kalkınmayı etkilemektedir. Kalkınma, toplumda sağlanan eğitim-kültür düzeyinin artması, bireylerin barınma ve sosyal güvenlik hizmetlerinin sağlanması, gelir adaletsizliğinin önüne geçilmesi ve demokrasiyi içinde barındıran bir olgudur.[1]

 

[1] Esfender Korkmaz, “Küresel Süreçte Ulusal Kalkınma”, Himalaya Yayınları, İstanbul, 2013, ss.15-16.

 

Büyüme, insanını yıpratarak, çevreye zarar vererek, yasaları yok sayarak, eğitimde kaliteyi düşürerek, altyapısız sadece büyüyebilmek için gerçekleşiyor ise bu büyümeden ülke uzun vadede zararlı çıkacaktır. Ayrıca, bu ülkenin hem insan kaynağı hem de değerleri rakamsal anlamda büyüyebilmek için kısa vadede yıpratılacak, tüketilecektir. Böyle bir durumda, ülkenin büyümesinin sürdürülebilirliği de düşünülemez.

 

Ekonomide “kişi başına düşen GSMH”, diye bir ifade vardır. Bu ifade, gelir adaletsizliğini yok sayan, kapitalist sistemin süsleyip önümüze kalıplar ile sunduğu ve kabul ettirdiği yaklaşımdan başka bir şey değildir. Bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin toplamının nüfusa bölünmesi ile ifade edilen bu sözde refah göstergesi, özellikle devletin sosyal görevlerini yerine getirmede yetersiz kaldığı gelişmekte olan ülkelerde kendisini bireylere daha da sahte göstermektedir.

 

Kapitalist sistemde GSMH’nın artması, aslında şunu işaret etmektedir; sermayedar kova ile kazanıyorsa istihdam imkanı verdiği işçiler kaşıkla nasipleniyor. İşte bu noktada, ihtiyaç duyulan en önemli şey, devletin sosyal görevlerini yerine getirmesidir. Hem gelir adaletsizliği hem de yaşamın herkese eşit derecede pahalıya mal olması toplumsal yaraları açmakta ve bireyleri, ülkeyi dönülmez bir yola sokmaktadır.

 

Peki Türkiye büyüyor mu kalkınıyor mu? Politikacılara bakarsak, “kalkınıyoruz”, yollarımız yapılıyor, hastane sayısı artıyor, üniversite sayısı ve okullaşma artıyor, kişi başına düşen GSMH artıyor…Bu ifadeler ne kadar gerçekçi? Elbette matematik yanılmaz, verilere bakarak Türkiye’nin kalkınıp kalkınmadığını anlamak mümkün…

 

Türkiye, 2013 yılında Birleşmiş Milletler’in yayınladığı İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre, 187 ülke içerisinde 90. sırada. Söz konusu endeks, hem yoksulluk hem de eşitsizlik kriterlerini içeriyor. Türkiye’yi, Sri Lanka, Cezayir, Tunus gibi ülkeler takip ediyor. Almanya’nın yayınladığı Dünya Demokrasi Endeksi’ne göre ise Türkiye, 2013 yılında OECD ve AB üyesi 41 ülke içerisinde politika ve demokrasi kalitesinde önemli açıkları olan bir ülke olarak tanımlanmıştır. Ülkemiz, maalesef bu endekste sonuncu sırada yer almıştır.

 

Ülkemiz insanını doğrudan etkileyen unsurlara dair Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilerden dikkat çeken bazıları ise şöyle;

 

  1. İşsizlik Oranı  %10,2
  2. Genç İşsizlik Oranı %20
  3. Çalışma hayatında kadınların oranı %27
  4. GSMH içerisinde Eğitim Harcamalarının Oranı %3
  5. GSMH içerisinde Sağlık Harcamalarının Oranı %5,4
  6. GSMH içerisinde Ar-Ge Harcamalarının Oranı %0,98
  7. Nüfusun %59’u mutlu,
  8. Mutlu olan bireylerin %73’ünün mutluluk kaynağı, aile
  9. Yılda ortalama 600 bin evlilik gerçekleşiyor.
  10. Yılda ortalama 125 bin boşanma gerçekleşiyor.
  11. Her ay ortalama 100 bin konut satılıyor.
  12. Konutu olmayanların gelirinin ortalama %27’si kira giderine gidiyor.

Türkiye’nin dünyada en büyük 18. ekonomi olmasına karşın, insani gelişmişlik ve demokrasi kalitesi gibi finansal olmayan göstergelerde oldukça geride olması kalkınamadığını göstermektedir. Diğer yandan, eğitime ve araştırmaya harcanan bütçenin çok düşük olması insana olan yatırımın ne derece düşük olduğunu göstermektedir. Sosyo-ekonomik yapının hızlı bir değişim gösterdiği, çarpık kentleşmeden iş güvenliği sorunlarına kadar birçok toplumsal ve ekonomik endişenin giderek yayıldığı ortadadır. Diğer yandan toplumun kutuplaştırıldığı, ayrıştığı göz önüne alındığında bu durumun gelecekte milletimizi zora sokabilecek bir tehlike olduğu görülmektedir.

 

Gelişmiş ülkelerde uygulanan iktisadi sistem de kapitalizmdir. Ancak, bu ülkelerde devletin vatandaşına sahip çıktığı, demokraside ilerledikleri ortadadır. Oysa ülkemizde devlet, yasalar çerçevesinde eşit şartlar altında imkan sunan bir otorite olmaktan çok yakın duranın ısındığı, yaklaşamayanın üşüdüğü bir otorite halini almıştır. Bu durumu düzeltecek olan yine de devlettir. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, “Devlet gelir dağılımını belirlemedeki en önemli yapıdır. Eğer gelir dağılımı halka eşit yapılmazsa hiyerarşik bir yapı halkın arasında her zaman görünecektir…”

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir