Değersiz Sermaye

Günümüz koşullarında bir iş kurabilmek, bir fikri hayata geçirebilmek için gerekli olan faktörler: emek, doğal faktörler, teknoloji, girişimci ve sermayedir. Bu faktörler zincirin birbirine bağlanmış halkaları gibidir. Ancak, bu halkaların içinde sermaye en güçlü halkadır. Çünkü, kar amacı güdülen bir işte maddi temel yoksa amaç gerçekleşemez. Buraya kadar temel işletme bilgisi, anormal bir durum yok. Ancak, sermayeye daha farklı açıdan bakacak olursak; sermaye, temelde ekonomik değer yaratan bir süreçtir. Bu süreç işlemediği sürece ortada paraya ya da para yerine geçen türevler olsa da sermaye amacına ulaşamaz, diğer bir ifade ile sermaye ekonomik değere dönüşemez.

 

Konuya daha makro açıdan bakalım. Yeryüzünde ülkelerin bazılarının piyasalarında sermaye akışı hızlı iken, bazılarında sermaye sıkıntısı yaşanmaktadır. Sıkıntı yaşayan ülkeler, yatırım olmadığından üretimi genişletememekte ve büyüyememektedir. Peki bu dengesizlik neden kaynaklanmaktadır? Bazı ülkeler neden hep fakirdir, bazıları ise neden hep zengin? Yoksa fakirler girişimci ruhundan yoksun mudurlar? Ya da para parayı çekmekte ve zengin ülkeler kazandıkça daha mı  çok kazanmaktadırlar?  Daha farklı bir bakış açısı ile 3. Dünya ülkeleri diye de geçen fakir ülkelerin sorunu “güvensizlik” midir? Bu soruların hepsine yaklaşım olabilir. Hernando De Soto, “Sermayenin Sırrı” adlı kitabında bu sorunun farklı ülkelerin sermayeyi üretime dönüştürmedeki dengesizliğinden kaynaklandığı belirtiyor.

 

Yapılan araştırmalara göre, Mısır’da fakirlerin biriktirdikleri servet, bu ülkeye yapılan dış kaynaklı doğrudan yatırımların toplamının 55 katı büyüklüğünde. Burada sorun, sermayenin olmaması değil üretime dönüştürülmede kullanılmamasıdır. Bir anlamda, burada ölü yatırım söz konusudur.

 

Hangi ülke serveti varken üretim yaparak büyümek istemezki? Bu soruya “tembellik, eğitimsizlik” gibi cevaplar verilebilir. Ancak tek başına bunlar hem açıklayıcı hem de gerçekçi olmaz. Soto, kitabında bu soruya farklı bir açıdan cevap bulmuş. Ona göre, bu ülkelerin sermayelerinin atıl kalmasının sebebi sermaye yaratan süreçten yoksun olmaları. Bu ifadeyi güçlendirecek bir örnek ise şudur: Haiti’de kırsal ve kentsel emlak toplamı 5,2 milyar olar değerinde. Bu tutar, ülkede faaliyet gösteren firmaların varlıkları toplamının 9 katı ve doğrudan yatırımların ise 158 katıdır.

 

Çok daha çarpıcı bir hesap ise şöyle: 3. dünya ülkelerinin ve eski komünist ülkelerinin fakirleri tarafından elde tutulan ancak hukuki olarak sahibi olunmayan gayrimenkullerin değeri en az 9,3 trilyon dolardır. Buna karşılık Batı’da her bir varlık (ev, arazi, menkul vb.) mülkiyet sistemi içindeki kurallar tarafından yönetilen kayıtlarda tescillidir. Burada şu noktaya dikkat çekmek isteniyor. Bahsi geçen mülk olan evin, arazin ya da menkul kendisi değil, onu temsil eden ekonomik değerdir.

 

Sonuç olarak, fakir diye nitelenen ülkelerin biriktirdikleri servet düşünülen tutarların çok üzerindedir. Bu durumun sebebi ise, sermayenin üretime aktarım mekanizmasının yoksunluğudur. Belki bu durum, kapitalist sistemin tuzaklarından biridir, belki zengin ülkeler bu servetin yüzeye çıkmasını istemiyorlardır, kim bilir (!)

0 cevaplar

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir