Kim yedi adımda zengin olmak ister?

Binlerce yıl önce Babil devletinde zengin bir tüccar varmış. Halk arasında Babil’in en zengin adamı olarak anılırmış. Kral, halkının daha zengin, daha varlıklı olmasını istediğinden bu adamı huzuruna istemiş. Zengin tüccar huzura çıkınca kral ondan başta ülkesindeki tüccarlar olmak üzere halkına nasıl zengin olduğunu anlatmasını istemiş.

Zengin Tüccar Kral’dan 7 gün süre istemiş. Her gün bir adım ile yedi günde eğitimi tamamlamış.

Kazılarda bulunan tabletlere yazılmış bu öğütler şöyle sevgili dostlar;

  • Ne kadar kazanırsan kazan, her ay kazancının %10’unu ayır!
  • Ayırdığın %10’luk payları çalıştır. Yatırım yap.
  • İstek ve ihtiyaçlarını ayırt etmesini bil. Her istediğini satın alamazsın. Alırsan hayallerini gerçekleştiremeyeceğini de bil!      
  • Servetini aşırı riskli, kulaktan dolma alanlara yatırma, işi bilene danış.
  • Mutlaka bir ev sahibi ol!
  • Yaşlılıkta kendini ve aileni korumak için tedbirler al.
  • Daha bilgili ve hünerli olmak için kendini sürekli geliştir.

Gördüğünüz gibi dostlar, zengin olmanın yollarını arayıp dururken binlerce yıl öncesindeki öğütlerin bile değişmediğini görüyoruz. Bugün bile her birinin önemi hala aynı. Hepsi sabır gerektiriyor…Velhasıl bir anda zengin oluyorsanız o işte bir iş vardır…Ya sonu iyi değildir ya da o işte hayır yoktur…

Bankalarda Paramız Güvende mi?

24 Ocak 1980 kararları ile liberalleşmenin başladığı dönemden günümüze Türk bankacılık sektörü önemli gelişmelere sahne oldu. Ülkemizde düzenleme ve denetleme otoritelerinin eksikliği, yasal düzenlemelerin yetersizliği ile birlikte önce 1982 yılında “Banker” olayları, daha sonra ise 1994 döviz krizi ve 2000-2001 dönemindeki bankacılık kaynaklı iki önemli kriz yaşanmıştır. Türk halkının birikimlerini teslim ederken bankalara karşı tereddüt içinde olma durumu bu bozuk temel üzerine kurulan talihsiz olaylara dayanmaktadır.

Tasarrufların emanet olarak bir kuruma verilmesinde en önemli faktör “güven”dir. İster makro ister mikro anlamda olsun güven eksikliğinin olduğu bir ekonomi, sektör ya da kuruma ilgi az olacaktır. Bankacılık sisteminde güveni arttırma politikaları sistemin varlığından beri gelen bir problem olup alınan önlemler ülkeden ülkeye değişmektedir. Öncelikle küçük yatırımcının korunmasına dayanan “mevduat güvence sistemi” bankacılıkta önemli bir güveni arttırma mekanizmasıdır. Dünyada ilk mevduat güvence mekanizması 1934 yılında ABD’de faaliyete geçmiştir. Ancak tüm dünyada benimsenme dönemi 1980 sonrasına kalmış olup 1994 yılı itibari ile AB’de standart uygulama olarak kabul görmüştür. Ülkemizde ise mevduat güvence sistemi uygulaması sürekli değişen kararlar içinde olmuştur.

Son düzenleme ile birlikte 100.000 TL olan mevduat güvencesi, 150.000 TL’ye çıkarılmıştır. Mevduat güvencesinin kapsamında olan mevduatlar, “gerçek kişiler adına açılan mevduatlar ve katılım fonları, ticari işlemlere konu olmayan mevduatlar ve katılım fonları ile TL, döviz ve kıymetli maden cinsinden mevduatlar ve katılım fonları her bir katılım bankasında ve mevduat bankasında her bir gerçek kişi için 150.000 TL’ye kadar sigorta kapsamındadır.” Düzenleme maddesinden de anlaşılacağı üzere, yurtiçi ve yurtdışı ticari işlemler ile yurtdışı gerçek kişi mevduat ve katılım fonları mevduat güvencesi kapsamı dışındadır. Bunun yanı sıra off-shore (kıyı bankacılığı) da kapsam dışındadır.

Aşağıdaki tablolar, çeşitli durumlarda mudilerin mevduatlarının hangi durumlarda ne şekilde sigorta kapsamında olduğu incelenmiştir.

A Mevduat /Katılım Bankası Sigortaya Tabi Kısım B Mevduat /Katılım Bankası Sigortaya Tabi Kısım Sigortalanan Toplam Mevduat/Katılım Fonu
A Mudisi 50.000 TL 50.000 TL 90.000 TL 90.000 TL 140.000 TL
B Mudisi 75.000 TL 75.000 TL 110.000 TL 110.000 TL 185.000 TL
C Mudisi 150.000 TL 150.000 TL 200.000 TL 150.000 TL 300.000 TL

 

Bir gerçek kişinin birden fazla mevduat bankasındaki hesapları her bir banka için ayrı ayrı hesaplanır. Yani hesaplarının anaparaları ile bu hesaplara ilişkin faiz reeskontları toplamı 150 bin TL’ye kadar olan kısmı her bir mevduat bankası için ayrı ayrı sigorta kapsamındadır. Katılım fonları için de aynı durum geçerlidir.

A Mevduat /Katılım Bankası İstanbul Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası İzmir Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası Ankara Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası Toplam Mevduat Tutarı A Mevduat /Katılım Bankası Sigortalı Mevduat Tutarı
A Mudisi 50.000 TL 45.000 TL 75.000 TL 170.000 TL 150.000 TL
B Mudisi 30.000 TL 20.000 TL 32.000 TL 82.000 TL 82.000 TL

Bir gerçek kişinin bir mevduat bankasında aynı veya farklı şubelerinde birden fazla mevduat hesabı bulunması halinde o gerçek kişiye ait tüm mevduat hesapları toplamının 150 bin TL’ye kadar olan kısmı sigorta kapsamındadır.

A Mevduat /Katılım Bankası(Ortak Hesap) Sigortaya Tabi Kısım B Katılım /Katılım Bankası (Ortak Hesap) Sigortaya Tabi Kısım
A Mudisi 120.000 TL 60.000 TL 110.000 TL 55.000 TL
B Mudisi 60.000 TL 55.000 TL

Ortak hesap sahiplerinin sigorta kapsamı hesaba ortak olanların her biri için ayrı ayrı hesaplanır. Ortak hesapta hesap sahiplerinin payları belirtilmemiş ise her hesap sahibinin eşit oranda paya sahip olduğu kabul edilir.

A Mevduat /Katılım Bankası(Ortak Hesap) A Mevduat Bankası /Katılım (İkinci Mevduat Hesabı) *Hesaplar Toplamı Sigortaya Tabi Kısım
A Mudisi 120.000 TL 65.000 TL 125.000 TL 125.000 TL
B Mudisi 55.000 TL 115.000 TL 115.000 TL

*Tablolar, www.tmsf.org.tr adresinden alınmış olup tarafımdan güncellenmiştir.

İş arkadaşım hisse senedi alıp satıyor, kazandığını söylüyor. Ben de yatırım yapmalı mıyım?

Baştan şu konuda anlaşalım…Eğer zamanınız ve bilginiz yok ise hisse piyasalarına girmeyin…ciddi söylüyorum bunu, tamam sermaye piyasamız gelişsin diyoruz, hisse uzun vadede kazandırır diyoruz ama sıfır bilgi ile sırf arkadaşınızdan duyduğunuz için hisse senedi alınmaz.

Arkadaşınız Çin’e gitti geldi, kurbağa bacağı çorbası yaptığını söyledi, çok lezzetliymiş😊 Suratınız ekşidi değil mi? hiçbir bilginiz yok acı mı ekşi mi kötü mü kokuyor…alıp evde yapar mıydınız? İşte hisse piyasası hakkında da inanılmaz tüyo var elimde diyen biri karşısında da aynı şüpheyle bakmamız gerek…

Bunun için tabii piyasa duayeni olmaya gerek yok, istediğimiz şey piyasanın genel gidişatı ne olursa hisseler ne olur, bir hissenin tüm borsadan bağımsız farklı bir seyir göstermesi nedendir, ekonomi gidişatı nasıl okunur gibi temel şeyleri bilmek…Eğer buna zamanınız yok ise lütfen bir yatırım danışmanından yardım alınız…

Yatırım danışmanından kastım sosyal medyadaki ekonomist ve sonradan ekonomistlere mesaj atmak, TV yorumcularını izlemek değil. Nasıl hukuki işlemler için avukata gidiyorsanız yatırımlar için de gideceğiniz kişi SPK’dan yetki belgesi almış yatırım danışmanlığı hizmeti veren aracı kurumlardır.

İşin şu boyutunu da pas geçmemek gerek…piyasada belirli bir dönemde herhangi bir hisseden kısa sürede iyi getiri sağlamak mümkün, mümkün ama olasılığı düşük yani bunu her an oluyormuş gibi düşünmeyin…Her yatırım kendi süresi içerisinde kendi dinamikleri ile yaşar.

Mesela bir havayolu şirketi düşünün, arkadaşınızın elinde 100.000 TL’lik hissesi vardı. Şirket, filosunu genişleteceğini duyurdu ve hisse %20 prim yaptı. Arkadaşınız çok keyifli ve bir ayda parasını nasıl arttığını gururla herkese anlatıyor. Siz de bu hikâyeden çok etkilendiniz ve gözünüzü kararttınız, aynı şirkete yatırım yapacaksınız…

100.000 TL de siz yatırdınız, hisse yatay hareket ediyor yani öyle ciddi bir kazanç yok neyse beklemeye devam…derken bir gün telefonunuz çaldı arkadaşınız yatırım yaptığınız havayolu şirketine ait bir uçağın kaybolduğunu söylüyor…tabii burada düşünülmesi gereken ilk şey uçaktaki insanların durumu…ama gel gör ki ateş düştüğü yeri yakıyor herkes kendi derdine düşmüş. Aklımıza hemen hisseler geliyor, ekonomi kanalını bir açıyorsunuz, o da ne? Hisseniz %20 değer kaybetmiş…hani kazandırıyordu bu hisse? Arkadaşınız öyle anlatmıştı ama…

İşte bu hikayelerden çok sayıda yaşanıyor…bu anormal bir durum mu peki? Cevabım hayır…çünkü piyasanın doğasında var bu…bir şirket ile ilgili olumlu bir haber olumlu, olumsuz bir haber olumsuz etki yapar…etkinin % kaç olacağı da yatırımcının tepkisi ve olayın önemi ile ilgilidir.

Peki cesaret edip girdik, hiçbir şey bilmiyoruz hata da yaptık bir kere artık, elden bir şey gelmez…ne yapmalıyız?

Şunu unutmayalım…bir hisse ile ilgili olumsuz bir haber geldi ise bu durum beklenmedik ise ilk tepki sert olur…bir anda paniğe kapılıp daha da düşer diye hissenizi satmayın, biraz bekleyin bakalım ilk günün kapanışı ne olacak? Hisse de aynı insan gibidir, beklenmedik bir olay karşısında tepkisi sert olur ama sonra yavaş yavaş sakinleşir.

Türkiye’de hisse piyasasının duayen ismi, benim de lisans eğitimimde son sınıfta öğrencisi olduğum rahmetli Dr.Yaşar Erdinç’in “Yatırımcı ve Teknik Analiz Sorgulanıyor” kitabında bir cümle var…Ne zaman piyasa denilse aklıma kitaptaki şu sözler gelir.

“Borsaya ilk defa girmiş birinin başına gelebilecek en büyük felaket iyi para kazanmasıdır. Daha büyük felaket ise ikinci hareketinde de kazanmasıdır. O kişinin sonunu getiren olay ise, üçüncü hareketinde de kar etmesidir.”

Kazanmaya alışmış bir beyin sadece kazanmayı bilir. Kazanmayı referans alır kendine, kaybettiğinde çok büyük bir korku ve hüzün yaşar. Ancak ilk defa ve ikinci defa da kaybetmiş biri için yaşayacağı sonraki kayıplar o kadar da üzüntü vermez. Kazandığında ise sürekli kazanan birinden çok daha mutlu olacaktır.

Her ay bir çeyrek altın alıp evde saklıyorum, bu tasarruf şeklimin olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?

Özellikle kadınların fiziki altına yatırım yapma konusunda istekli olduğu bilinen bir durum. Evde altın ya da nakit para saklamanın türlü sakıncaları var elbette. Birikiminiz çalınabilir, sakladığınız yeri unutabilirsiniz. Deprem, sel gibi doğal afetler sonucu zarar görebilir. O nedenle artık birikimleri evde tutmak bankada tutmaktan çok daha riskli.

Bunu söylediğimde genellikle 50 yaş üstü insanlardan aldığım tepki; bankalara güvenmedikleri yönünde oluyor. Bankalardaki birikiminizin toplamı 150.000 TL’ye kadar garanti altındadır. Bu tutar tek banka içindir, ayrı ayrı bankalara 150.000 TL yatırarak toplamda daha fazla birikiminizi garanti altına alabilirsiniz.

Diğer yandan, fiziki altını gidip kuyumcudan ya da döviz bürosundan alıyorsunuz. Kuyumcu sattığı çeyrek ya da gram altının alış-satış farkını bankaya göre çok daha yüksek tutuyor. Piyasa hareketli ise 530 TL’lik çeyrek altın başına 15-20 TL gibi alış-satış farkları oluşabiliyor. Oysa bankaya yatırmış olsanız internet bankacılığından 3-4 TL gibi ufak giderler ile alış-satış işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.

Bir TV programına katılmak için toplantı yaptığımızda sevdiğim bir arkadaşım bu konu üzerine konuşurken şöyle bir tespitte bulunmuştu. “Kadınlar bazen birikimlerinin kayıt altında olmasını istemeyebilir. Eşinden ayrı bir birikim yapmak isteyebilir. En çok da bu nedenle çeyrek altın alıp evde saklama gereği duyuyorlar.” Açıkçası olayın bu tarafını hiç düşünmemiştim.

Birikim yapma şekillerinin toplumdan topluma değişiklik gösterdiği düşünülürse aslında çok da haksız bir çıkarım olmaz sanırım bu durum.

Bankalara güvenmediğimiz ortada. Toplumlar ciddi bir hafızaya sahiptir. Vatandaş da haklı aslına bakarsanız. Ülkemizde bankaların yaşattığı travmalar belli. 80’lerde yaşanan banker olayları. Mutlaka izlemişsinizdir, İlyas Salman ve Şener Şen’in oynadığı Banker Bilo filmini…80’ler Türkiye’de hem ekonomik hem de siyasi olayların had safhada olduğu yıllardı. Tabi ben bunu kitaplardan okuduğum kadarı ile biliyorum. Ben 90’lar çocuğuyum. Gerçi 90’lar da dünyada kayıp yıllar olarak bilinir. Yani aslına bakarsınız hep geçmişi özlüyoruz ama o yıllar da bugünden daha kolay değilmiş.

80’lerde rahmetli Turgut Özal’ın serbest piyasaya geçiş hamlesiyle birlikte faizler serbestleşti. Türkiye’de sermaye yok. Denetimsiz ve düzensiz bir piyasada ortaya bankerler çıktı. Bankerler halktan yüksek faizle tasarrufları topluyor, bankalara veriyordu. Böylelikle yastık altındaki paralar daha hızlı ortaya çıkmıştı. Banker sayısı çığ gibi büyüyünce kontrolsüz bir süreç başlamış oldu. Tıpkı bir saadet zinciri gibi herkes yüksek faizden payını almaya çalıştı. Domino etkisi ile bankerler batmaya başladığında artık çok geçti. Banker Kastelli bu bankerlerin en tanınanlarındandır. Yurtdışına kaçtığında parasını Kastelli’ye verenler üzerine bir bardak soğuk su içmişlerdi.

Sonrasında 2000-2001 yıllarına damgasını vuran bankacılık krizi, Türk halkının hafızasına bir travma olarak kaydedildi. Uzan ailesinin bankası olan İmar Bankası “Dolara, Marka Yüksek Faiz” diyerek reklamlarda boy gösteriyordu. Bankacılık krizi gümbür gümbür geldiğinde artık çok geçti.

Ancak iyi tarafından bakalım 2001 bankacılık krizi, şu an ki bankacılık sistemimizin sağlam olmasında etkili oldu. Kriz sonrası bir dizi düzenleme ile bankacılık sektörü düzene, denetime kavuştu. 2008 küresel krizini hafif yaralı atlattı isek bu 2001 krizini yaşamış ve ders çıkarmış olmamızdandır. Elbette asıl marifet kriz olmadan bu düzenlemeleri yapabilmek ama neylersin biz de böyle bir milletiz.

Bitiyor mu bitmiyor…Jet Fadıl karşımıza çıkıyor. 2018’e geliyorsunuz Çiftlikbank vakası çıkıyor. Sürü psikolojisi ile hareket ediyoruz. Demek ki neymiş suç bankacılıkta, bankalarda değil, çok para kazanma, bir an önce zengin olma arzumuz başımıza bela oluyor. Yine bankalara güvenmeyip evde para saklayan Ayşe Hanım, komşusundan duyduğu network işine 10.000 TL yatırabilir. Bu tür sistemlere girenlerin genellikle zarar ettiği ortada. Neden böyle akıldışı işler yapıyoruz? İnsan beyninin aldatmacası, risk iştahının cazibesi…

Artık bankalara güvenmeme, sisteme güvenmeme süreçleri geride kaldı. Bunları düşünerek, tartışarak kaybedecek zamanımız yok. Zamanın gerisinde kalarak geleceği yakalamamız çok zor. Enflasyon diye bir gerçek var. Enflasyon bu yıl marketten 100 TL’ye aldığın kahvaltılık malzemeyi seneye 100 TL’ye almana izin vermiyor. O zaman ne yapıyoruz? Evde, arabada, toprak altında, küpün içinde, soba borusunda, minderin içinde para ya da altın saklamıyoruz.

Bunu söyleyince bana hakaret edenler bile oluyor. Bankaları övüyorsun, ne biçim akademisyensin, halkı düşünmüyorsun diye serzenişlerde bulunanlar da…Bilakis halkı düşünüyorum bunun için artık sistemle savaşma, sisteme güven diyorum. Devlet, kanunla bankalardaki paranı garanti altına almış. Hala güvenmiyorsan yine kanunla verilen evinin tapusuna da güvenmiyorsun demektir. Sonuçta onu da devlet veriyor.

Her şeyden sürekli şikâyet etmenin topluma, bireye faydasının olmadığı açık. Enflasyona karşı birikimimizin değerini korumak zorundayız. Korumazsak şikayetçi olduğumuz sisteme yenik düşeriz. Artık finansal piyasalarda türlü türlü yatırım araçları var. Bunları tanımamız gerek. 

Ataerkil Para ve Yönetimi: Nereye Kadar?

Kadınların iş yaşamına katılma oranı giderek artıyor. Lakin yönetim kademesi arttıkça kadınların sayısının azaldığını görüyoruz. Dünya yönetiminin erkek bir karaktere sahip olduğunu genel kabul görmüş bir durum. Kadınların yöneticilik vasfı ile ilgili birtakım önyargılar da buna eklenince ortaya ataerkil bir yönetim anlayışı çıkıyor. Kadın yöneticilerin erkek yöneticilere göre daha az profesyonel davrandığı, iş yaşamı dışındaki etkenlere daha fazla zaman harcadığı iddiaları mevcut.  

Kadınların üst yönetime geçişini zorlaştıran sürecin toplumun mu yoksa kadının kendisinin mi olduğu konusunda bazı yaklaşımlar mevcut. Akademik çalışmaların bir kısmında kadın üst düzey yöneticilerin işletme karlılığına etkisinin olumlu olduğu ortaya çıkarken, bir kısmında ise karlılığa olumsuz etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, kadınların ya da erkeklerin üst düzey yönetici olduklarında işletme karlılığına olumlu ya da olumsuz etki ettiği iddiası doğru değildir. Karar verici yöneticilerin cinsiyetine göre iyi bir yönetim kabiliyetine sahip olup olmadığına dair net bir kanıt yoktur. Bu nedenle, kadınların yönetimde başarılı olamayacaklarına dair önyargılar da yersizdir.

Yükseköğretimde yönetim bilimleri alanlarında kadın ve erkek öğrencilerin oranı hemen hemen birbirine eşit iken aynı eğitimi alan ve orta düzey yöneticilik kademesine kadar birlikte yükselip bu kademeden sonra kadının üst kademeye geçemeyişi soru işareti içeren bir durumdur. Bazı yaklaşımlar, bu durumu kadının doğasına, bazıları ise erkeklerin daha iyi bir yönetim yeteneğine sahip olmalarına bağlamaktadır. Oysa psikolojik temelli araştırmalar (Sundheim,2013) kadının çok yönlü düşünme yeteneği ile riski yönetme konusunda erkeklerden daha profesyonel davranabildiklerini ortaya koymuştur. Diğer yandan kadınların üst yönetime geçişini zorlaştıran sürecin toplum mu yoksa kadının kendisi mi olduğu konusunda bazı yaklaşımlar mevcuttur.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyanın çeşitli ülkelerinde %60’lara varan kadın yönetici oranları söz konusudur. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde ve ardından Avrupa ülkelerinde kadın yöneticilerin toplam yönetim içerisindeki payları oldukça yüksektir. Ortadoğu bölgesi ise kadın yöneticilerin oranının en düşük olduğu bölgedir.

Gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde ilk ve orta kademede sıkça rastlanılan kadın çalışanların sayısı, üst kademede yok denilecek kadar azdır. Kurum ve kuruluşların karar mekanizmaları olan üst yönetimde kadınların sayıların oldukça az olması, toplumsal kalıpların iş hayatına taşındığının bir göstergesidir. Aşağıdaki tabloda 1950 yılından günümüze dünyanın çeşitli ülkelerinde görevlendirilmiş kadın merkez bankası başkanlarına ve guvernörlere yer verilmiştir. Verilere göre; kadın merkez bankası başkanları ve guvernörler, yoğunlukla Avrupa, Güney Amerika ve Afrika’da yer almaktadır. 2008 küresel finans krizinden sonra, dünyanın en büyük rezervini ve dövizini yöneten Amerikan Merkez Bankası Başkanı, Jannet Yellen olmuştur. Dünya ekonomisinin değişmek için yön aradığı 2000’li yıllarda kadınların ülkelerin ekonomisini yöneten kademelerde olmaları demokratik çerçevede önem arz etmektedir. 

Tablo: 1950’den Günümüze Dünyada Kadın Merkez Bankası Başkanları

İsim Yıllar Görev
Greta Kuckhoff 1950-1958 Alman Ulusal Bankası Başkanı
Grete Wittkowski 1967 Alman Ulusal Bankası Başkanı
Liberia Ellen Johnson-Sirleaf 1980 Liberya Ulusal Bankası Guvernörü
Chen Muhu 1987-1993 Çin Halk Bankası Başkanı
Maria Schaumayer 1990-1995 Avusturya Ulusal Bankası Başkanı
Sirkka Hämäläinen 1992-1998 Finlandiya Bankası Başkanı
Sirkka Hämäläinen 1998-2003 Avrupa Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi
Lilly Zapata 1992-1993 Guatemala Ulusal Bankası Başkanı
Pany Yathotou 1992-1998 Laos Bankası Guvernörü
Sandra Fuentes 1992-1994 Peru Merkez Bankası Başkanı
Hanna Gronkiewicz 1992-2000 Polonya Merkez Bankası Guvernörü
Ruth de Krivoy 1992-1994 Venezüella Merkez Bankası Başkanı
Katalin Botos 1993-1994 Macaristan Bankacılık Düzenleme Kurumu Başkanı
Lucia Armijos 1993-1996 Ekvador Merkez Bankası Başkanı
Tatiana V Paramonova  1994-1995 Rusya Merkez Bankası Başkanı
Bodil Nyboe Andersen 1995-2005 Danimarka Ulusal Bankası Guvernörü
Tamara D Vinnikova 1996 – … Belarus Ulusal Bankası Başkanı
Sursattie Singh 1998 – … Guyana Ulusal Bankası Guvernörü
Maria Pires de Carvalho Silveira 1999-2002 Sao Tome Merkez Bankası Guvernörü
Victoria Asfura de Diaz 1999-2002 Honduras Merkez Bankası Başkanı
Violeta Asfura 1999- … Venezüella Merkez Bankası Başkanı
Marion Williams 1999- … Barbados Merkez Bankası Guvernörü
Anne Berit Christiansen 1999- … Norges Bankası Guvernörü
Zeti Akhtar Aziz 2000 -… Malezya Ulusal Bankası Guvernörü
Linah Mohohlo 2000- … Bostwana Bankası Guvernörü
Luz Maria Serpas de Portillo 2002- … El Salvador Merkez Bankası Başkanı
Maria Elena Mondragon de Villar 2002- … Honduras Merkez Bankası Başkanı
Maria Do Carmo Trovoada Silveira 2002-2005 Sao Tome Merkez Bankası Guvernörü
Sherkersoltan Mukhammedova 2003 – … Türkmenistan Merkez Bankası Başkanı
Kori Udovicki 2003 – … Sırbistan Ulusal Bankası Guvernörü
Cheryl Ann Lister 2003 – … Bermuda Parasal Otorite Başkanı
Ana Das Lourenco 2006- … Angola Merkez Bankası Guvernörü
Felisa Jsefina Miceli 2006- … Arjantin Merkez Bankası Guvernörü
Wendy Craigg 2006- … Bahamalar Merkez Bankası Guvernörü
Gabriela Nunez de Reyes 2006- … Honduras Merkez Bankası Başkanı
Jancinta Mwatela 2006 Kenya Merkez Bankası Guvernörü
Shamshad Akhtar 2006- … Pakistan Merkez Bankası Guvernörü
Monica Lujan Perez dos Santos 2006- … Paraguay Merkez Bankası Başkanı
Siosi Cocker Mafi 2006- … Tonga Merkez Bankası Guvernörü
Tarisa Wantanagase 2006- … Tayland Merkez Bankası Guvernörü
Mercedes Marcó del Pont 2010-… Arjantin Merkez Bankası Başkanı
Yussur Abrar 2013 Somali Merkez Bankası Guvernörü
Elvira Nabiullina 2013-… Rusya Merkez Bankası Guvernörü
Janet Yellen 2014-… Amerikan Merkez Bankası Başkanı

Kaynak: Worldwide Guide To Women In Leadership,   ,http://www.guide2womenleaders.com/National_Banks.htm

Dünyada Maliye ve Ekonomi Bakanlığı yapmış kadın sayısı sınırlıdır. Özellikle Avrupa, Afrika ve Güney Amerika’nın kadın ekonomi yöneticisine nispeten daha fazla yer vermesi dikkat çekicidir. Doğuya doğru gidildikçe kadın ekonomi yöneticilerinin sayısı hızla düşmektedir. Literatürde demokratikleşmenin göstergelerinden biri olarak kabul gören kadın yönetici sayıları, dünyadaki kutuplaşmış dengelere örnek olarak verilebilir.

Yükseköğretimde iktisat, işletme ve ekonomi eğitimi alan kadın öğrencilerin sayısı en az erkek öğrenciler kadar olmasına ve bu alanlarda lisansüstü eğitim alan kadın sayısının hızla artmasına rağmen bu kurumların başında kadın yönetici olmaması konunun daha fazla gündeme gelmesi gerektiğini göstermektedir. Dünya ekonomisinin değişmek için yön aradığı 2000’li yıllarda kadınların ülkelerin ekonomisini yöneten kademelerde olmaları demokratik çerçevede önem arz etmektedir. Bir ülkenin para politikasını, maliyesini, ekonomisini yönetebilecek profesyonellerin tamamına yakınının erkek olması hem siyasi hem de toplumsal süreçlerin ataerkil bir yapıda olduğunu göstermektedir. 

Komşum birikiminin tamamını dolara yatırdı. Ben de dolar almalı mıyım?

Yatırım kişiye özeldir, tıpkı bir diyet listesi gibi…Her yatırımcının;

  • Tasarruf etme amacı,
  • Tasarrufu elinde tutma vadesi,
  • Karakteri doğrultusunda risk iştahı,
  • Yatırımdan beklediği sonuçlar farklıdır.

Örneğin komşunuz 100.000 TL’sini kızının yönlendirmesi ile dolara yatırmış, 5.25 TL’den aldığı doları 7.15’ten satabilmiş olsun…Bu işlemin sonucunda komşunuz sadece 2 ayda portföyünü 136.190 TL’ye taşımış oldu…Ne kadar güzel bir sonuç değil mi? Herkes böyle bir yatırım yapmak ister…

Siz de komşunuzdan bunu duyunca heyecanlandınız ve elinizdeki 100.000 TL’yi 7.05’ten dolara yatırdınız, ancak dolar düşmeye başladı… Sabırla beklediniz daha da düştü ve 5.30 seviyesine kadar çekildi…Büyük hayal kırıklığı yaşadınız ve portföyünüz 75.170 TL’ye düştü…3 ayda bir yıllık birikiminizi kaybettiniz…Gerçekten çok can sıkıcı bir durum…

Örnekte de görüldüğü gibi her yatırım kendi dönemine, piyasanın yapısına göre riskler taşır, zar zor biriktirdiğiniz paranızı kulaktan dolma, çok dalgalı piyasalarda değerlendirmeniz ek riskler içerir…

Bir de şu örnekten yola çıkalım…

Ali Bey emeklidir, kendi evinde oturmaktadır ve bir aracı vardır. Emekli maaşı dışında kira geliri de bulunmaktadır. Torunu için biriktirdiği bir yatırımı olan Ali Bey, yaptığı yatırımda enflasyonun üzerinde bir getiri beklemektedir. Bu nedenle 500.000 TL’sini risk alarak altına yatırmıştır. Altının düşüşe geçmesi ile parasının bir miktarını kaybetmiştir. Ancak Ali Bey’in acelesi yoktur, çıkmasını bekleyebilir. Zaten torunu için biriktirmekteydi bu tasarrufu…

Zeynep Hanım ise henüz 35 yaşında, özel sektörde çalışan, kirada oturan orta düzey bir yöneticidir. Ev alma hayali kurmaktadır. Peşinat için biriktirdiği 150.000 TL’sini Ali Bey ile aynı dönemde altın alarak değerlendirmek istemiştir. Beklediği gibi bir sonuç alamayan Zeynep hanımın portföyü 130.000 TL’ye düşmüştür. Kazanacağım derken elindekini de kaybetmiştir. Zeynep hanım için bu durum, ev fiyatları aynı kalırsa en az 6 ay da beklemesini gerektirecektir. Zeynep hanım için zaman önemlidir, çünkü bir taraftan kira ödüyor, bir taraftan da birikimini değerlendirmek istiyor. Bu yüzden pişman olmuştur, peki ne yapmalıydı?

Görüldüğü gibi iki yatırımcı arasında fark, yatırımın sonucundaki durumun yarattığı etki ile ortaya çıkıyor…

Peki Zeynep Hanım nerede hata yaptı?

Zeynep hanımın kısa vadede ev alma arzusu var, yani 1 yıldan önce…bu hedefine ulaşmak için maaşından birikim sağlıyor, başka gelir kaynağı yok. Bu kadar kısa vade içerisinde oynak piyasalarda işlem yapmak biraz riskli olabilir. Tasarruf sonucunda bir kısa vadeli bir hedef söz konusu ise birden fazla yatırım aracı ile riski dağıtmak yani portföy çeşitlendirmesi yapmak mantıklı olacaktır.

Eğer Zeynep Hanım,

Aynı dönemde 150.000 TL’sinin 50.000 TL’sini altına, 50.000 TL’sini vadeli mevduata, 50.000 TL’sini Hisse Fonuna yatırmış olsa idi, dönem sonunda 162.000 TL getirisi olacaktı. Ancak tasarrufunun tamamı ile altın yatırımı yaptığı için tüm riskini sadece bir yatırım aracına bağlamış oldu.

Aynı durum Ali Bey için de geçerli elbette…Ali Bey’in yatırım vadesi ve hedefi farklı olduğu için sadece altına yatırım yapmasının etkisi Zeynep hanıma göre daha düşüktür.

Özetle, tüm yumurtaları aynı sepete koyarsak sepet düştüğünde tüm yumurtalar kırılabilir, buna karşın tüm yumurtaları birden fazla sepete dağıtırsak kaybetme olasılığımız düşecektir.

Tasarruf ederken yapılan yanlışlardan biri de tasarrufun enflasyon yokmuş gibi evde, cüzdanda ya da bankalarda vadesiz hesapta tutulmasıdır. Enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomide bir tasarruf hesabının öncelikli amacı tasarrufun enflasyona karşı korunmasıdır. Hiçbir getiri sağlamadan tasarruf etmek, rasyonel (akıllıca) bir tasarruf alışkanlığı değildir.

Ah Altın ne zaman dillerden düşeceksin?

“Altın” değer kavramına anlam veren, bu kavramı en iyi anlatan metadır. Bu yönü ile toplumsal ve sosyolojik önemi de bulunan altın tüm dünyada istisnasız “değerli” olarak görülmektedir. Altını bu kadar değerli yapan birtakım unsurlar var tabii ki. Bunların başında ekonomik değeri bir yana fiziksel anlamda düşünüldüğünde “bozulmaması” önemli bir unsurdur. Gümüş kararabilir, bakır oksitlenebilir, demir paslanabilir ancak altın binlerce yıl toprağın altında beklese de bozulmaz. Şuan dünyanın en büyük altın deposu, New York’ta Manhattan’ın kayalıklı zemininin derinliklerindedir. 39 metre derinlikte, 90 ton ağırlıkta hava geçirmez bir kapının ardında yatmaktadır bu altın madenleri. Diğer bir faktör ise, yaygınlıktır. Tüm dünya tarafından değeri kabul görmüş bir metaldir altın. Nitekim bu nedenle bir zamanlar paranın değeri altına bağlanmıştır. İnsanlar, yüzyıllar boyu altın uğruna suç işlemişler, zalimleşmişlerdir. Buna karşılık, altın insanoğluna şiir yazdırmış, destanımsı benzetmeler de yaptırmıştır. Shakespeare şu şiirinde altını tarif ediyor:

“Bu sarı köle

Bağlar, çözer dinleri; günahkarı kutsar,

Cüzamlıya bile taptırır insanı; alır hırsızı,

Unvan verir, nişan verir, şan verir,

Oturtur senatörlerle yan yana.”

Ekonomik anlamda ise altın, küresel finans krizinden sonraki hızlı yükselişi ile dikkatleri hızla üzerine çekmiş, ilgi odağı olmuş bir madendir. Altına “maden” dememin sebebi, altının ne banknot ne de sanal para oluşudur. Diğer bir ifade ile aslında özü itibari ile altın “bir finansal ürün değildir”. Yatırım anlamında onu bu kadar değerli yapan, finansal yatırım olarak kullanıldığında verdiği “psikolojik algı”dır. Altını kötü günlerin garantisi olarak görmek, ona diğer yatırımlardan farklı anlamlar yüklemektedir.

Özellikle altın talebi yüksek olan Hindistan, Çin, İtalya, Türkiye gibi ülkelerde altına duyulan güvenin neden finansal sisteme olan güvenin üzerinde olduğu merak konusudur. Bu düşüncenin temelinde şu gerçek yatmaktadır: Altın madeni 10–12 bin yıldır insanlık tarafından bilinen, saklanan ve tutkuyla bağlı kalınan bir meta. Oysa insan modern finansal sistem ile tanışalı ortalama 200 yıl olmuştur. Bu süre, Türkiye için gerçek anlamda 1980’lerden sonra başlamaktadır. Yani, 30 yıl gibi çok kısa bir süre. Bu durumda, insanın altını finansal araçlara tercih etmesine şaşırmamak lazım…

Altını finansal sistem içerisine sokan ve ona bu derece güçlü bir değer veren unsurlardan biri de dünya finansal sistemine yön veren Merkez Bankası ve büyük finansal kuruluşların talebidir. Bir anlamda, altın bu kuruluşlar tarafından finansal sistemde tasdik edilen bir yatırım şeklidir. Özellikle rezerv yönetiminde kullanılan bir güç sembolü olan altının mikro halinin bireysel ve kurumsal yatırımcılarda görmekteyiz. Diğer bir ifade ile küçük yatırımcılar büyük finansal kurumları taklit etmektedirler.

Dünyanın en değerli madeni olan altının finansal sistemde çok kısa bir sürede gram altın alım satımı, altın fonları gibi değişik yatırım şekillerinde yer ettiğini görüyoruz. Ancak, hâlihazırda fiziki olarak tutulan altın, diğer ifade ile “yastıkaltı altın”ın ülkemizde oldukça yüksek miktarlarda olduğu tahmin edilmektedir.

Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlar Birliği’nin 2011 yılında yatırım tercihi üzerine yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de akla ilk gelen yatırım aracı nedir sorusuna her eğitim seviyesinden katılımcılar ilk sırada (%24 ila %47 arasında) “altın” cevabını vermişlerdir. Altından sonra gayrimenkul ve daha sonra “mevduat” gelmektedir. Kaldı ki, 2011 yılına göre bugün mevduat faizlerinin ne kadar düştüğü ortada. Mevduat diyenlerin çoğunun altın ve gayrimenkule döndüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek. Diğer yandan, bu araştırmaya göre, altın “en bilinir” yatırım aracı olarak belirlenmiş. 10.000 TL’niz olsa neye yatırırdınız sorusuna ise, yine %41 ile “Altın” cevabı verilmiş. Bunun nedeni olarak ise, “güvenilir olması” tercihi ilk sırada yer alıyor.

Altın ile ilgili sosyolojik, psikolojik, ekonomik birçok şey yazılabilir. Dünya tarihine damgasını vurmuş liderler, ekonomistler, edebiyatçılar bile “altın” ile ilgili sözler sarf etmişlerdir. İşte bazıları:

  • SSCB’nin eski lideri Vladimir Lenin: “ Dünya ölçeğinde zafere ulaştığımız zaman, altını, dünyanın en büyük kentlerinden bazılarının sokaklarında umumi tuvaletler yapmak için kullanacağımızı düşünüyorum.”
  • Kral Ferdinand: “Altın bütün metaların en değerlisidir, altın hazine demektir ve ona sahip olan bu dünyada tüm ihtiyaçlarını karşılayacak, ruhları araftan kurtarmanın, cennete ulaşmanın araçlarına sahip olacak.
  • Karl Marx: “Altın ve gümüş doğal olarak para olmamasına rağmen, para doğal olarak altın ve gümüştür.”
  • Norm Franz: “Altın kralların, gümüş centilmenlerin, takas köylülerin, kağıt para ise kölelerin parasıdır.”
  • Ernest Hemingway: “Ve Tanrı bütün malların değer ölçümlerine faydalı olsun diye altın ve gümüşü yarattı.”

En iyi yatırım aracı hangisidir?

Herkes için geçerli olan, tek tip “en iyi yatırım aracı” diye tanımlanabilecek bir yatırım türü yoktur. Yatırım araçlarının beklenen getirileri, dünyanın ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma göre, yatırımcıların eğilimine göre değişir. Her bireyin yaptığı birikimin hikayesi farklıdır. O nedenle herkese aynı yatırım aracını önermek bireysel yatırımcı için hüsrana neden olabilir. Örneğin iki bireyi ele alalım…

Ali Bey emekli, evi olan sakin, sabırlı ve olgun biridir. Tek yatırım amacı torununun eğitimi için biriktirdiği miktarı değerlendirebilmektir. Fatma Hanım ise henüz 35 yaşında beyaz yakalı bir çalışandır. Çalışmaya başladığından beri 100.000 TL biriktirmiştir. Ev alma hayali olan Fatma Hanım, uygun evi bulana kadar elindeki peşinat miktarını değerlendirmek istemektedir.

Bu iki yatırımcının risk seviyesi, karakter yapısı ve yaşı dolayısıyla hayata bakışı ve dolayısıyla beklediği getiri farklıdır. Bu örnekte sadece iki yatırımcı vardır. Oysa yüzlerce farklı karakter ve yaşam varken herkese aynı yatırım önerisinde bulunmak doğru olmaz görüşündeyim.

Yüksek Riskten Düşük Riske Göre Yatırım Araçları

En bilinen yatırım araçlarını risklerine göre yüksek riskten düşük riske doğru sıraladım. Risk ile beklenen getirinin doğru orantılı olduğunu bilmemiz gerekir. Düşük risk alarak çok kazanmak neredeyse mümkün değil. Yani bu işin matematiğine uymuyor zaten. Bu nedenle hızlı ve kolay para kazanmak her zaman yüksek riskler içerir. Düşük riskte ise daha düşük getiriler mümkündür. Tabiri caizse ne kadar ekmek o kadar köfte:)

Sanal Paralar: Sanal paraların ülkemizde herhangi bir düzenlemesi bulunmadığından en riskli yatırım aracı olarak nitelendirdim. Kripto varlıklar ileride hayatımızı etkileyecek bir teknoloji. Ancak biz bu varlıkları bitcoin olarak gördüğümüz sürece daha çok hüsrana uğrarız. 

Foreks: Foreks piyasaları kaldıraçlı piyasalar olup 5 gün 24 saat açık, her an hızlı hareket eden fiyatlar söz konusu olduğundan yine yüksek risk grubuna aittir. Profesyoneller bile bu piyasalarda zorlanmaktadırlar. 

Döviz: Döviz piyasaları her zaman çok kazandıran piyasalar olarak algılanıyor ancak yukarı ve aşağı yönlü hareketlerin çok sert olduğu piyasalardır.                              

Gayrimenkul: Aslında gayrimenkulün finansal bir yatırım aracı olarak tanımlanması tartışmalı bir konu. Bence bir taşınmaza dayandığı için gayrimenkul bir finansal yatırım değildir. Ancak Türkiye’de gayrimenkul birikimlerin değerlendirildiği bir yatırım şekli. Özellikle emeklilik için kira geliri sağlamak, kiradan kurtulmak ve çocuğunun geleceği için kira alarak bir plan oluşturmak bizim toplumumuzda yaygındır. 

Hisse Senedi: Hisse senetleri piyasası aslında çok yüksek riskli bir yatırım aracı olarak bilinse de temel analiz yapılarak uzun vade tercih edildiğinde orta riskli olarak nitelendirebileceğimiz bir yatırım aracıdır.

Altın: Altın, Türk halkının en sevdiği yatırım araçlarından yine orta riskli bir yatırım aracıdır. Gram altın aldığınızda ons/dolar biriminden çevrildiği için hem dolara hem de altının kendisine yatırım yapmış oluyorsunuz. Altın düşse bile dolar arttığında sert düşüşlere karşı kendinizi koruyabilirsiniz.

BES: Bireysel emeklilik sistemi ülkemizde yanlış anlaşıldı ve fon yönetimi sorunlu. Ancak uzun vadede oldukça mantıklı bir yatırım şekli. Bireysel emekliliği diğer yatırımlar ile karşılaştırmamak gerek. Çünkü yapılan diğer yatırımlar genellikle emekliliğe kadar bozduruluyor, BESin amacı ise sadece yaşlılıkta daha rahat bir hayat için gençken yatırım yapmaktır. 

Yatırım Fonları: Yatırım fonları ne yapacağını bilmeyen bireysel yatırımcı için tasarlanmış, dünyada çok tutan ama ülkemizde pek bilinmeyen ve tercih edilmeyen bir yatırım aracı.

Devlet Tahvili / Hazine Bonosu: Hazine bonosu ve devlet tahvilinin faizi risksiz faiz oranı olarak baz alınır. Çünkü devlet garantisindedir. Ancak özel sektör de bono ve tahvil ihraç edebilmektedir. Onların riski devletin ihraç ettiği bono ve tahvile göre daha yüksektir.

Vadeli Mevduat: Vadeli mevduat ise bilinen en kolay, en düşük riskli yatırım şekillerinden biridir.

Yatırım yaparken dikkat etmeniz gerekenler?

Yatırım kişiye özel olmalıdır. Tıpkı diyet listesi gibi… Herkesin birikim yapma amacı, miktarı ve süresi farklıdır. Kendinizi başkaları ile kıyaslamayın. Sizin için 10.000 TL önemli iken başkası için bu derece önemli olmayabilir.

Komşunuzdan ya da akrabanızdan duyduğunuz yatırım tavsiyesini kendinize uygulamanız hüsranla sonuçlanabilir. Finansal piyasalar bazen o kadar oynaktır ki profesyonel yatırımcılar bile bu dalgalardan nasibini alır.

Kısa sürede para kazanmak diye bir şey yoktur. Şans eseri binlerce kişi arasından bir kişi böyle bir imkân sağladıysa piyasada sanki herkes kazanıyormuş gibi dedikodu yayılır. Unutmayın para kazanmak bu kadar kolay olsaydı size bu hikayeleri anlatan kişiler çok zengin olurdu. Ülkemizde Çiftlikbank, Banker olayları gibi dolandırıcılıklar sürekli olmuştur. Bundan sonra da yüksek ihtimal böyle vaatlerde bulunanlar çıkacaktır. Emekleriniz için, sevdikleriniz için bu tür girişimlerden uzak durun.

Yatırım yaparken şu sorulara cevap vermeniz iyi olur.

  • Yatırımınızın amacı: Ev ya da araba almak mı? Tatil mi, düğün mü?
  • Yatırımınızın süresi: 10 yıl, 5 yıl, 1 yıl, 6 ay…
  • Yatırımınızın riski: Yüksek risk, orta risk, düşük risk…
  • Yatırımınızın beklenen getirisi: Enflasyon oranında, enflasyon üzerinde vb.

Ne kadar kazandığınız önemlidir. Ancak ne kadar harcadığınız ondan daha önemlidir.

Çevrenizde terfi aldım ama maaş yine yetmiyor diyen insanlar olabilir. İnsanlar terfi aldıkları ya da maaşları önemli oranda arttığı zaman giderlerini de birdenbire arttırırlar.
Örneğin oturduğu semti değiştiren, arabasının modelini değiştiren biri maaşı artsa da birikim yapamaz. Buradaki anahtar çözüm; Artan maaş farkının en azından yarısını sanki o terfiyi hiç almamış gibi biriktirmektir.

İşyerinde terfi aldınız ve maaşınız 4000 TL’den 6000 TL çıktı. Maaşınızda 2000 TL zam var. Sanki maaşınız aslında 5000 TL’ye yükselmiş gibi her ay 1000 TL arttırabilirsiniz. Böyle başlarsanız birikim yapmak kolaylaşır. Düşünsenize aslında işyeriniz gerçekten size 1000 TL zam da yapmış olabilirdi.

Tatilinizi bütçenize göre seçin.

Tüm yıl yoruluyoruz, tatil yapmak herkesin hakkı. Ancak son yıllarda tatil deyince aklımıza genellikle her şey dahil açık büfeli oteller geliyor. Tatilinizi bütçenize göre ayarlayın. Sosyal medyadan insanların paylaşımlarını görüp de “Ben de burada tatil yapmalıyım, benim neyim eksik?” diyerek borçlanıp tatile gitmeyin.
Herkesin bütçesi farklıdır. Ayrıca lüks yerlere gidenlerin bütçesini zorlayıp gitmediğini nereden bilebiliriz? Belki kış aylarında çok zorlanıyor, belki pişman oluyordur. Gösteriş için yapılan şeylerden uzak durun. Yazın yaptığınız hesapta olmayan harcamalar tüm yıl bütçenizi zorlayabilir. Tatil demek dinlenmek demektir. Sizi dinlendirecek yerleri, etkinlikleri keşfedin. Daha ekonomik ve huzurlu bir tatil için birçok alternatif olduğunu unutmayın.

Bütçenize etki eden gizli çevre: Arkadaşlarınız

Arkadaş çevreniz yaşam tarzınıza göre değilse onlara ayak uydurmak için bütçenizde ciddi açıklar meydana gelebilir. Ortalama bir bütçeye sahip biri olduğunuzu düşünelim. Çok zengin biri ile arkadaş olduğunuzda bir süre sonra bu durum sizi rahatsız etmeye başlar. Bütçenize uygun etkinlikler yapmakta zorlanır, sırf arkadaşlarınıza uyum sağlamak için giyiminizden yiyeceğinize kadar çok sayıda harcamayı borçlanarak yapmak zorunda kalabilirsiniz. Kitap okumayı seviyorsanız kitap okuyan dostlarınız sizi daha mutlu edecektir. Ortak noktalarınızın olduğu ve hayata aynı çerçeveden baktığınız insanlar ile daha kolay bir bütçe yönetebilirsiniz.

Araba alırken neleri gözden kaçırıyoruz?

Toplumumuzda araba sahibi olmak bir güç, itibar gösterisi olarak nitelendiriliyor.

Araba satın alırken kullanma amacınızı düşünerek karar verin. Örneğin sadece şehir içinde genellikle yolcusu kendiniz olacağınız bir ulaşım amacı için motor gücü yüksek bir araç almak yerine park etmesi kolay, daha küçük motorlu bir araç tercih edebilirsiniz. Böylelikle vergisi ve masrafları da daha az olur. Sırf gösteriş için kredi çekerek bütçenizin çok üzerinde bir araç almak uzun vadede sizi yıpratabilir. Eğer koleksiyoner değilseniz alacağınız aracın daha sonra kolay satılabilir bir marka ve model olmasına dikkat etmeniz ikinci el piyasasında işinizi kolaylaştırır.

Ev alırken bunları göz önünde bulundurun!

Türk toplumunda “ev” demek sadece barındığın yer anlamına gelmez. Ev yaşamdır, anılardır, geçmiştir, gelecektir. Yani eve yüklediğimiz anlam bir yatırımdan çok daha fazlasıdır. Bizde “baba evi” diye bir kavram vardır. Evlerimiz betonarme olsa da onlara farklı yaklaşırız. Bu nedenle, ev almak hayatımızda büyük bir dönüm noktasıdır.

Kira ödemeyen, evi olan kişinin hayatı biraz daha garanti altındadır. İşsiz kalması durumunda en azından ev kirasını ödemek zorunda kalmayacaktır. Özellikle oturmak için ev aldığımız zaman sadece evin iç ve dış özelliklerine değil bulunduğu semt, deprem bölgesi ise ne durumda olduğu, merkezi olup olmadığı gibi durumları da göz önünde bulundurmak faydalı olabilir. “Ev alma komşu al” diyen Atalarımız defalarca bu sözü teyit eden tecrübeler yaşamışlar. Dolayısıyla muhite de dikkat etmek gerekir.

Yatırımlık ev bakılıyorsa değerlenmiş semtlerden ziyade henüz yeni yerleşimi olan yerlerin tercih edilmesi ileride yaptığınız gayrimenkul yatırımının daha da değerlenmesini sağlayabilir. Alacağınız evin farklı masrafları olup olmadığına bakın. Tadilat gerektiren durumlar beklenmedik masraflar çıkarabilir. Bazı semtlerde apartman ya da site aidatları yüksek olabilir. Aidatları ve neleri içerdiğini mutlaka öğreniniz.

Evlilikte Bütçe Dengesi

Evlilik, insan hayatının en önemli kararlarından biridir. İki farklı ailede büyümüş kişinin hayatını birleştirmesi ve yeni bir aile kurması çiftlerin yeni ortak kararlar almalarını gerektirir. Çiftlerin birbirinden sakladığı finansal durumlar ailede sorunlara sebep olabilir. Her zaman şeffaf olmakta fayda vardır.

Çiftler evlenmeden önce aile bütçeleri konusunda konuşmalıdır. Şu sorulara cevap vermeleri sağlıklı bir ailenin kurulmasında önemlidir.

o Ailede ortak bir bütçe mi yapılacak yoksa giderler mi paylaşılacak?

o Birikim konusunda nasıl bir yol izlenecek?

o Çiftlerin bakmakla yükümlü olduğu birileri var mı?

o Çiftlerin geçmişten gelen borçları var mı?

o Çiftler geçmişte birisine kefil oldu mu?

Evlendikten sonra ise önemli kararlardan biri de çocuk sahibi olmaktır. Çiftler çocuk sahibi olmayı düşünüp düşünmediklerini konuşmalıdırlar. Çocuk büyütmek, en önemli giderlerden biridir. O nedenle çiftlerin öncesinde bütçelerinin bu döneme hazır olup olmadığını konuşmaları faydalıdır. Çocuğunuzun yaşı ilerledikçe masraflarının artacağını unutmayın.

Sevgilime ne alsam?

Yine bir sevgililer günü geldi çattı, sevgilisi olmayanlar için ayrı bir dert olanlar için ayrı bir dert 14 şubat…Acaba ne alsam?

Elbette size sevgilinize ne alacağınızı söylemeyeceğim, sadece dikkat çekmek için bu başlığı attım😊

Benim dikkat çekmek istediğim konu tamamen duygusal aslında…Yani cepteki duygusalımız…Ne alırsanız alın aldığınız hediyenin size sandığınız daha doğrusu sevgilinizin sandığı kadar mutluluk vermeyeceğini bilin…Çünkü sevgi madde ile sağlanıyorsa o duygu sevgiden ziyade başka bir şey oluyor.

Anlık mutluluklar için uzun süreli borcu boynunuza takmayın. Eğer illaki bir şey alacaksanız, ihtiyacı olan bir şey alın. Sevdiğiniz hem onu ne kadar tanıdığınızı bilir hem de onun bütçesine de katkısı olur. Ha evli misiniz o zaman ihtiyacınızı bugüne denk getirip hediye muamelesi yapın😊

Sadece sevgililer günü için değil her özel için bunu yapabilirsiniz. Doğum günü, evlilik yıldönümü, tanışma yıldönümü, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü…offf!

Bitmez bu özel günler…Neredeyse her ay bütçede bir kalem…

Aslında sadece hediyeler için değil kendimiz için de aynı şeyi yapıyoruz. Çok mutluyum bunu hak ettim şu bluzu almalıyım, depresyondayım şu ayakkabıyı alayım…Almadan önce kendimize şu soruyu soralım…

İstek mi ihtiyaç mı?

  • Eğer kışlık bir montunuz yok ise alacağınız mont bir ihtiyaçtır.
  • Bir ya da iki montunuz olmasına rağmen değişik renk ve modellerde başka montlar da almak istiyorsanız bu istektir.

Alışverişe çıktınız ve bir kazağın 700 TL’den 200 TL’ye indiğini gördünüz. Çok iyi bir indirim olduğunu düşünerek kazağı aldınız. Eve geldiğinizde benzer renkte başka kazaklarınızın olduğunun farkına vardınız. İşte pazarlama hileleri bize gereksiz alışveriş yaptırmaktadır.

Özellikle giyim alışverişinde şu soruları sormadan geçmeyelim.

  • Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?
  • Bu giysiyi ya da ayakkabıyı kaç değişik şekilde giyebilirim?
  • İnternet alışverişinden bu ürünü daha uygun fiyata bulabilir miyim?

10 saniye kuralı

Alışverişe çıktığınızda “çılgın bir indirim”e rastlayabilirsiniz. Hesapta olmayan alışverişlerinizde derin nefes alıp 10 saniye düşünün. Bu alışverişe gerçekten ihtiyacım var mı diye kendinize sorun.

Evinizde olan, sadece renginden dolayı satın almak istediğiniz şeyleri bir kez daha düşünün. Örneğin kırmızı bir ayakkabı siyah bir ayakkabı kadar çok giyilmez. Bu kırmızı ayakkabıyı hangi kıyafetlerle tamamlayabilirim sorusunda cevabınız belirsiz ise o ayakkabıcıdan hızla uzaklaşın. Alacağınız ürün iyi bir marka olabilir, iyi bir indirim olabilir ama kullanmayacaksanız bu alışveriş mantıklı değildir.

Gençken akan suyun kıymetini bilin!