Evlilikte finansal yönetim nasıl olmalı?

Mutlu bir evlilik elbette çok sayıda faktöre bağlı. Evlenirken finansal açıdan da bir birlikteliğe imza attığımız hukuken de onaylanmaktadır. Evlilikte finansal konular başlarda çok önemli gibi görünmese de uzun vadede hayati bir konu haline gelebilir. Tabii sınırsız bir bütçeniz varsa o ayrı. Ancak çok büyük bütçelerde de farklı sorunlar ortaya çıkabilir. Neyse biz gelelim sınırlı bütçelere😊 Nüfusun büyük çoğunluğu böyle çünkü…

Evlilikte çiftler, kalem kalem olmasa da harcamalarını birbirine bildirmelidir. Hesapsız, habersiz yapılan harcamalar bir süre sonra evin bütçesini sıkıntıya sokabilir. Her iki taraf da kendi başına hareket ederse ortak borçların ödenmesi gelecek planlarının yapılmasında stresli bir hal ortaya çıkarır.

Çiftlerden biri ya bilgi açısından ya da zaman açısından finansal konulara daha yatkın ise ortak bütçeyi bu kişinin yönetmesi mantıklı olabilir. Ancak bu yönetim, sadece kendi kararlarını uygulamak anlamını taşımamaktadır. Aksi taktirde çiftler arasında finansal konular yüzünden farklı sıkıntılar baş gösterebilir. Çiftlerden biri daha yüksek gelire sahip ise bütçe üzerinde daha fazla söz hakkı olduğunu hissine kapılabilir. Bu bazen evliliklerin sonunu getirebiliyor. Çünkü evlilik her açıdan bir sözleşmedir.

Bir aile olmayı seçtiğimize göre gelecek ile ilgili bir dizi kararlar vermek üzere yola çıkmışsınız demektir. Bu kararları finansal güç olmadan uygulamak zordur. Örneğin yeni bir işi ya da projeyi hayata geçirmek için eşinizden mutlaka fikir alın. Projenin artılarını, eksilerini belirtin. Böylelikle ailenin en önemli unsuru olan “güven”i korumuş olursunuz.

Son dönemlerde toplumda meydana gelen farklılıklar ile bir aile kuran gençlerin birbirinin maaşını bile bilmediğini, çiftlerin bütçesinin kendisine ait olduğunu gözlemliyorum. Çiftlerden biri kirayı ödüyor, diğeri faturaları ve mutfak masrafını ödüyor. Kalanının ne olduğu belli değil. Bu şekilde ne yatırım yapılabilir ne de bir finansal hayal kurulabilir. Tavsiyem ortak bütçe ile tek hesaptan harcama yapmak ve kişilerin kendine ait eşit özel bir harcama limitin olması yönünde. Örneğin; her iki tarafın da 4000 TL kazandığı bir durumda şöyle bir bütçe oluşturulabilir. 1500 TL Kira + 500 TL Fatura + 1000 TL mutfak + 500 TL Kadına ait harcama + 500 TL Erkeğe ait harcama + 500 TL beklenmedik harcamalar. Kalan 3500 TL ile de birikime aktarılabilir. Aksi taktirde bu çiftin ne araba alması mümkün olur ne de ev sahibi olması. Ayrı bütçe bir süre sonra tutumlu olan tarafın çileden çıkmasına sebep olabilir. Uzun vadeli bir evlilikte ortak finansal amaç da vazgeçilmez unsurlardan biridir. 

Tatilinizi nasıl alırdınız?

Kapitalist sistem, bireyleri tüm yıl çalıştırıp tatil yapabilmesi için de çalışarak kazandığı gelirinin bir kısmını tekrar sisteme yükleyen bir mekanizma…Elbette tatil yapmalıyız. Bilimsel çalışmalar, tatil yapan bireylerin çalışma performansındaki artışın gözle görülür derecede arttığını ortaya koymaktadır.

Mesele tatil yapmak değil…Mesele, tatil denildiği zaman zihnimizde oluşan planın bütçemizi aşan, toplumun sürü psikolojisi ile ayak uydurduğu, 5 yıldızlı otellere kapanıp açık büfe, havuz ve animasyon ekibinden ibaret olması…Bu tür tatiller bazı insanlar için ideal olabilir, sonuçta bir tercihtir. Buna karşın her kesme uygun olmadığı da açık. Bu tür tatillere birçoğumuz en az bir kez gitmiştir, ruhsal açıdan dinlendiniz mi? Yoksa bir haftalık tatilde aklınızda sürekli döndüğünüzde yine iş var düşüncesi mi meşguldü? Eğer bu düşünceyi siz de kendinizde test ettiyseniz bu tür tatillerin ödenen bedellerin karşılığını alamadığınız hizmetler olduğunu anlamışsınızdır.

O halde ne yapalım? Evde mi oturalım dediğinizi duyar gibiyim…Tabii ki hayır. Dinlenmek sadece hiçbir şey yapmadan size hizmet edilmesini beklemek demek değildir. Tatiller, iş yaşamının baş döndürücü döngüsünden vakit bulamadığınız ama aklınızda hep var olan düşüncelerinizi hayata geçirmek için mükemmel zamanlardır. Uzun zamandır okumak isteyip de okuyamadığınız kitapları okumak zihninizi temizleyebilir. Yazmak istediğiniz bir deneme yazısı, gezmek istediğiniz müzeler, başlamak istediğiniz bir spor ya da sanat dalına dair kurs, geliştirmek istediğiniz yabancı dil, hatta öğrenmek istediğiniz ikinci bir yabancı dil (çünkü hepimiz çok iyi İngilizce biliyoruz zaten) bunlara örnek olarak verilebilir.

Aslında tatil dönemlerinde insan kendine dönmek ister, kendini gerçekleştirmek için bir fırsat dönemi olabilir. Bunu en az bir kez denemenizi tavsiye ederim. Tatil dönüşü yeni kararlar aldığınızı, çok daha dingin ve azimli bir çalışma temposuna döndüğünüzü göreceksiniz. Hatta kendinizi ofiste ya da arkadaşlarınızdan otel tatiline gitmiş biri ile kıyaslayıp aradaki farkı görebilirsiniz.

Elbette her yıl 5 yıldızlı otelde tatil yapmaktan haz alan insanlar da vardır. Burada bahsettiğim şey, bu tatillerden sağlanan marjinal faydadır. Bu tip bir tatile ilk gittiğinizde eğlenceli gelebilir. Bazen ikinci ve üçüncü de olabilir. Ancak unutmayın bir birey çalışma hayatı boyunca en az 40 yıl çalışıyor. Her yıl tatil yapma isteği olacağına göre aslında bazı alışkanlıklarımızın düşündüğümüz kadar mutlu etmediğini anlamamız hem ekonomik açıdan hem de psikolojik açıdan fayda sağlayabilir.

Ev alsam mı almasam mı?

Faizlerin hatrı sayılır bir şekilde düşmesi ile vatandaşın kafası iyice karıştı. Faizler daha da düşer mi, bu düşük faizler bir fırsat mı? Ev sahibi olmak mantıklı mı? Bu gibi sorular, ev almaya niyeti olup da kriz ortamından dolayı bekleyen birçok kişinin zihnindeki deli sorular…

Ev almak diğer yatırımlara benzemeyen bir yatırım. Diğer yatırımlardan beklediğiniz şey sadece getiri. Oysa ev sahibi olmanın psikolojik ve sosyolojik yönleri de var. Bu nedenle “Ev satın alırken finansal ve duygusal dengeyi kurarak karar vermek fayda sağlar.”

Şimdi size benim takip ettiğim bir evin durumu üzerinden değerlendirme yapmak istiyorum. 

Aralık ayında baktığım bu ev sıfır olup 425.000 TL idi ve o zamanlar faiz 0,99 du. Evin fiyatı 600.000 oldu ve şu anda faizler bu ev için 0,64 seviyesinde. Her iki durumda da peşinatı %20 olarak belirlediğimde durum aşağıdaki gibi oluyor. Yani bu ev için pandemi öncesinde kredi kullanmak daha avantajlıydı. Çünkü ev fiyatı faizlerin düşüşünden daha sert arttı. 

                                            Pandemi Öncesi                                                Pandemi Sonrası
Peşinat                                                       85.000 TL                                                    120.000 TL
Kalan Ödeme                                                     340.000 TL                                                   480.000 TL
Taksit                                                          4.855 TL                                                         5.742 TL
Kredi Maliyeti                                                     582.600 TL                                                     689.040 TL
Evin Toplam Maliyeti                                                    667.600 TL                                                    809.040 TL

Bu hesaplama tabii bu ev için geçerli. Peki bu evin fiyatı 425.000 TL’den 500.000 TL’ye çıksaydı durum ne olurdu? Hadi birlikte bakalım. Aşağıdaki tabloyu incelediğinizde bu durumda da başa baş bir maliyet görülüyor. Demek ki bu ev için bu faiz oranları 500.000 TL’nin altında satın alınırsa bir avantaj olur. 

Pandemi Öncesi                                          Pandemi Sonrası
Peşinat                                                      85.000 TL                                  100.000 TL
Kalan Ödeme                                                   340.000 TL                     400.000 TL
Taksit                                                        4.855 TL                           4.785 TL
Kredi Maliyeti                                                   582.660 TL                         574.200 TL
Evin Toplam Maliyeti                                                   667.600 TL                          674.200 TL

Şunu da belirtmeden geçmeyelim buradaki 120 ayı 180 de seçebilirsiniz. Bana 120 ay ideal geldiği için ben bunu seçtim. Diğer yandan bu ev sıfır bir ev olduğundan faiz oranı %0,64. İkinci el olsaydı %0,74 faiz oranı ile hesaplama yapacaktım. Eğer sizin seçtiğiniz ev ikinci el ise hesaplamanızda bunu da göz önünde bulundurmayı unutmayın lütfen. Hesaplamalar için https://www.ziraatbank.com.tr/tr/hesaplama-araclari/kredi-hesaplama/konut-kredisi linkini kullanabilirsiniz. 

Ev alırken dikkat edilmesi gerekenler

Ev alırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var ki vatandaşın bu konularda dikkatli olması gerekiyor.

  1. Kira çarpanı, gayrimenkulün değerinin kaç aylık brüt kira geliri ettiğini gösterir. Diyelim ki gayrimenkulünüzün değeri 450.000 TL ve aylık brüt kira geliri 1500 TL ise bu gayrimenkulün kira çarpanı 300’dür. Yani 25 yıldır. Eviniz kendisini 25 yılda amorti eder. Kira çarpanı bir karşılaştırma göstergesidir. Sabit değildir. Ülke riskine, ekonomik duruma, beklentilere göre değişebilir.
  2. Taksit tutarı: Kabaca konut krediniz ve varsa diğer kredilerinizin oranı toplam gelirinizin yarısını geçmemelidir. Fazlası uzun vadede zorlar ve bütçe açığına sebebiyet verir. Kısa vadeli olarak kredi kartlarına ve ihtiyaç kredisine başvurmanız durumunda gelirinizi arttıramazsanız içinden çıkılmaz bir borçlanma sarmalına girebilirsiniz
  3. Masraflar: Mülk edindiğinizde bazı masraflarınızın olacağını da hatırlatmak isterim. Örneğin emlak vergisi, Büyükşehirde iseniz evinizin binde 2’si, büyükşehirde değilseniz binde 1’i tutarında her yıl iki eşit taksitte olmak üzere emlak vergisi ödersiniz. Çevre ve temizlik vergisi, DASK gibi masrafları da unutmamak gerek. 
  4. Peşinat: Ev satın alırken peşinat biriktirmek, evin toplam maliyetini düşürecektir.
  5. Duygusal – Finansal denge: Ev satın alırken finansal ve duygusal dengeyi kurarak karar vermek fayda sağlayabilir. Evin işinize yakınlığı, komşuluk ilişkilerine bakış açınız, şehir merkezine uzaklığı gibi özellikler de ev alırken finansal hesaplamalar kadar önemlidir.
  6. Fiyat-Faiz Araştırması: Faizlerin çok düştüğü bu dönemde konut fiyatlarında artış oluyor. İyi bir piyasa araştırmasına ihtiyaç var. Yukarıda yaptığımız kıyaslamayı siz de beğendiğiniz evler üzerinde yapabilirsiniz. 

Huzurla sağlıkla ve taksitlerini zorlanmadan ödeyebileceğiniz bir ev sahibi olmanız dileğiyle…

Uygulamalı Yatırım Fonları Eğitimi

Finansal piyasalarda işlem yapmak için herkesin zamanı ve bilgisi yeterli olmayabilir. Bu piyasalarda işlem yapmak için yeterli bilgiye sahip olmak amacıyla bazen eğitim almak bazen de araştırma yapmak gerekebilir. İşte bunları yapmak için eğitim seviyeniz yüksek olsa bile zamanınız olmayabilir. Bunların yanında profesyonel destek almak istemediğinizde yatırım fonları sizin için biçilmiş kaftan olur.

Bu eğitimde yatırım fonları tüm yönleri ile uygulamalı olarak anlatılacak olup eğitim sonunda kendinize göre yatırım fonu seçme, seçtiğiniz fonları izleme ve piyasanın durumuna göre değiştirme konusunda gerekli bilgi ve motivasyona sahip olacaksınız.  

  • Yatırım fonu nedir? Neden tercih etmeliyim?
  • Yatırım fonunun sunduğu fırsatlar ve riskler nelerdir?
  • Yatırım fonunun içinde yer alabilecek tüm yatırım araçlarının özellikleri nelerdir?
  • Türlerine göre yatırım fonları nelerdir? 
  • Yatırım fonlarının portföy dağılımı nasıldır?
  • Yatırım fonlarının risk analizi nasıl yapılır?
  • Yatırım fonlarını alıp satarken nelere dikkat etmek gerekir?
  • Hangi fon size göre? 

Eğitime katılanlar, 132 TL değerindeki www.fonbul.com’u 4 ay süreyle ücretsiz kullanabilecekler, fon grafiklerinin yanısıra, fonlarla ilgili kapsamlı araştırma yapma olanağına sahip olacaklar. 

Eğitime; https://www.borfin.com.tr/egitim/Icerik.aspx?ID=7170&UrunID=2396 linkinden ulaşabilirsiniz. 

Lisansüstü Öğrencisinin Çilesi: Tez Konusu Belirleme

Uzun zamandır bu konu hakkında o kadar fazla soru geliyor ki artık oturup bir yazı yazmanın zamanı geldi dedim kendime…

Ülkemizde yüksek öğretimin kalitesi ortada, bunu tekrar konuşmanın kimseye faydası yok. Konuşulması gereken sorunlar değil çözümler artık. Bundan 15-20 yıl önce yüksek lisansın bugüne göre bir anlamı vardı, artık ne yazık ki eğitim camiası amacından sapan bu eğitim ve araştırma sürecini anlamamış öğrencilerle dolu. Bazen danışmanın ilgisizliği bazen öğrencinin para vererek aldığı eğitime bakış açısı, bazen de diğer pek çok sayıda farklı sebepten dolayı öğrenciler ders aşamasından sonra bir bilinmezliğe sürükleniyor. Araştırma nedir? Nasıl yapılır? Soruları ile baş başa kalan öğrenci, etik olmayan yollara bile başvurabiliyor. Bu yazı ile size araştırma konusu nasıl bulunur sorusuna yanıt bulmanız için yardımcı olacağım.

Araştırmacı, bir problem peşinde koşan, bu problemin konusu ile ilgili literatüre hâkim olan ve nihayetinde ele aldığı problem ile ilgili çözüm önerileri sunan kişidir. Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim ki yüksek lisans tezi ya da projesi yazarken sizden yeni bir şey icat etmeniz beklenmez. Doktorayı ayrı bir yere koyduğum için bu sınıfa doktora öğrencisini dahil etmiyorum. 

En basit hali ile düşünürsek bir kişinin bir konu hakkında bilgi sahibi olması için o konuda okuması gerekir. Yüksek öğretimdeki en büyük eksikliklerden biri okuma alışkanlığının düşük olmasıdır. Sadece öğrencilerin değil akademisyenlerin de bir konu ile ilgili kaynak araştırması yaparken sadece makalelerin amacına ve sonucuna bakarak otomatik bir süreç içerisinde literatür incelediklerini görüyoruz. Halbuki ilgili konuda makale dışı iyi kitapların derinlemesine okunması ve irdelenmesi bir araştırmacının ilk ve en önemli amacı olmalıdır.

Bir araştırma konusunun en sağlıksız elde ediliş biçimi, birinden elde edilen bilgi ile araştırılmasıdır. Bu durumda araştırma problemini siz bulmuş olmuyorsunuz ve konuya olan merakınız size ait olmuyor. Yani tezi, makaleyi ya da araştırmayı sırf yapmak için yapıyorsunuz. Bu da işin en güzel tarafını, araştırmacının heyecanını yok ediyor.

Hangi konuda araştırma yapacağınızı bilmiyorsanız alanınızla ilgili kitap okumamışsınız demektir. Böyle bir durumda olan bir araştırmacı adayı ilk önce kendine biraz zaman tanımalıdır. 2-3 ay alan ile ilgili en önemli, derin bir kaç kitabı okumakla başlayabilirsiniz. Bu okuma, yüzeysel olmamalıdır. Not alarak okumalısınız. Eğer okurken heyecanlanıyor iseniz doğru yoldasınız demektir. Heyecanlanmadan bu iş tam bir işkenceye dönüşür. Heyecanlanacağınız bir konu bulana kadar okumaya devam ediniz. Bazen 1 yıl okursunuz 1 ayda yazarsınız, bu konunun niteliğine göre değişir. Otomatik bir sürece tabi olmanız gerekmez.

Eğer siz de araştırma konusu bulmada böyle bir sorun yaşıyorsanız alanınızla ilgili en iyi kitapları ve makaleleri okumaya başlayın. Bu kaynakları internet sitelerinden ziyade danışmanınızdan ve kütüphanelerdeki ilgili veritabanlarından öğrenebilirsiniz. Zaten yüksek lisans öğrencisi iseniz ders aşamasında iken çeşitli konuları öğrendikçe belli başlı konu başlıkları dikkatinizi çekecektir. Dikkatinizi çeken bir konu olduğunda hemen literatürü tarayın, zira aklınıza gelen o dahiyane fikri daha önce başka birisi düşünmüş olabilir.

Son söz, birine tez konusu sormak ne iş olsa yaparım anlamına gelir, bunu kendinize yapmayın. 

 

Riski Sevme Derecenizi Ölçelim mi?

Herkesin riske bakışı farklıdır. Kimi yüksek risk sever, kimi garanticidir. Bunların altında yatan çok sayıda faktör var tabii…Çocukluk döneminde para ile olan ilişkiniz, harçlık düzeniniz, iş hayatına başlama yaşınız, sorumluluklarınız, karakteriniz ve daha bir çok şey riske bakışınızı etkiler. 

Dilerseniz sizin risk derecenizi ölçelim…

Aşağıdaki sorulara 1’den 10’a kadar puan verin. 1 hiç önemli değil, 10 çok önemli şeklinde puanlayınız.

Risk Faktörleri Puan
Yatırımı kolayca elimden çıkarmak isterim.  
Ana paramı kaybetmek istemem  
Yatırımının piyasa değerinin çok hızlı değişmesini istemem  
En az devlet tahvili faizi kadar getiri elde etmek isterim  
Zaman geçtikçe daha fazla nakit gelir elde etmek isterim  
Yatırımımı enflasyona karşı korumak isterim  

 

  • Toplam puanınız 60-42 arasında ise düşük risk tercih eden yani riskten kaçınan bir yatırımcısınız. Vadeli mevduat, devlet tahvili ve hazine bonosu gibi sabit getirili yatırım araçlarına yönelmeniz faydanıza olur.
  • Toplam puanınız 41-24 arasında ise orta risk tercih eden yani dengeli risk profiline sahip bir yatırımcısınız. Altın, BES, Hisse senedi, gayrimenkul gibi yatırımlara yönebilirsiniz.
  • Toplam puanınız 23-6 arasında ise yüksek risk tercih eden bir yatırımcısınız. Döviz, foreks, kripto paralar gibi dalgalı seyir izleyen yatırım araçlarını takip edebilirsiniz. 

Ancak unutmayın riski sadece istemekle olmaz, sonuçlarına da katlanmak gerek!

Kim yedi adımda zengin olmak ister?

Binlerce yıl önce Babil devletinde zengin bir tüccar varmış. Halk arasında Babil’in en zengin adamı olarak anılırmış. Kral, halkının daha zengin, daha varlıklı olmasını istediğinden bu adamı huzuruna istemiş. Zengin tüccar huzura çıkınca kral ondan başta ülkesindeki tüccarlar olmak üzere halkına nasıl zengin olduğunu anlatmasını istemiş.

Zengin Tüccar Kral’dan 7 gün süre istemiş. Her gün bir adım ile yedi günde eğitimi tamamlamış.

Kazılarda bulunan tabletlere yazılmış bu öğütler şöyle sevgili dostlar;

  • Ne kadar kazanırsan kazan, her ay kazancının %10’unu ayır!
  • Ayırdığın %10’luk payları çalıştır. Yatırım yap.
  • İstek ve ihtiyaçlarını ayırt etmesini bil. Her istediğini satın alamazsın. Alırsan hayallerini gerçekleştiremeyeceğini de bil!      
  • Servetini aşırı riskli, kulaktan dolma alanlara yatırma, işi bilene danış.
  • Mutlaka bir ev sahibi ol!
  • Yaşlılıkta kendini ve aileni korumak için tedbirler al.
  • Daha bilgili ve hünerli olmak için kendini sürekli geliştir.

Gördüğünüz gibi dostlar, zengin olmanın yollarını arayıp dururken binlerce yıl öncesindeki öğütlerin bile değişmediğini görüyoruz. Bugün bile her birinin önemi hala aynı. Hepsi sabır gerektiriyor…Velhasıl bir anda zengin oluyorsanız o işte bir iş vardır…Ya sonu iyi değildir ya da o işte hayır yoktur…

Bankalarda Paramız Güvende mi?

24 Ocak 1980 kararları ile liberalleşmenin başladığı dönemden günümüze Türk bankacılık sektörü önemli gelişmelere sahne oldu. Ülkemizde düzenleme ve denetleme otoritelerinin eksikliği, yasal düzenlemelerin yetersizliği ile birlikte önce 1982 yılında “Banker” olayları, daha sonra ise 1994 döviz krizi ve 2000-2001 dönemindeki bankacılık kaynaklı iki önemli kriz yaşanmıştır. Türk halkının birikimlerini teslim ederken bankalara karşı tereddüt içinde olma durumu bu bozuk temel üzerine kurulan talihsiz olaylara dayanmaktadır.

Tasarrufların emanet olarak bir kuruma verilmesinde en önemli faktör “güven”dir. İster makro ister mikro anlamda olsun güven eksikliğinin olduğu bir ekonomi, sektör ya da kuruma ilgi az olacaktır. Bankacılık sisteminde güveni arttırma politikaları sistemin varlığından beri gelen bir problem olup alınan önlemler ülkeden ülkeye değişmektedir. Öncelikle küçük yatırımcının korunmasına dayanan “mevduat güvence sistemi” bankacılıkta önemli bir güveni arttırma mekanizmasıdır. Dünyada ilk mevduat güvence mekanizması 1934 yılında ABD’de faaliyete geçmiştir. Ancak tüm dünyada benimsenme dönemi 1980 sonrasına kalmış olup 1994 yılı itibari ile AB’de standart uygulama olarak kabul görmüştür. Ülkemizde ise mevduat güvence sistemi uygulaması sürekli değişen kararlar içinde olmuştur.

Son düzenleme ile birlikte 100.000 TL olan mevduat güvencesi, 150.000 TL’ye çıkarılmıştır. Mevduat güvencesinin kapsamında olan mevduatlar, “gerçek kişiler adına açılan mevduatlar ve katılım fonları, ticari işlemlere konu olmayan mevduatlar ve katılım fonları ile TL, döviz ve kıymetli maden cinsinden mevduatlar ve katılım fonları her bir katılım bankasında ve mevduat bankasında her bir gerçek kişi için 150.000 TL’ye kadar sigorta kapsamındadır.” Düzenleme maddesinden de anlaşılacağı üzere, yurtiçi ve yurtdışı ticari işlemler ile yurtdışı gerçek kişi mevduat ve katılım fonları mevduat güvencesi kapsamı dışındadır. Bunun yanı sıra off-shore (kıyı bankacılığı) da kapsam dışındadır.

Aşağıdaki tablolar, çeşitli durumlarda mudilerin mevduatlarının hangi durumlarda ne şekilde sigorta kapsamında olduğu incelenmiştir.

A Mevduat /Katılım Bankası Sigortaya Tabi Kısım B Mevduat /Katılım Bankası Sigortaya Tabi Kısım Sigortalanan Toplam Mevduat/Katılım Fonu
A Mudisi 50.000 TL 50.000 TL 90.000 TL 90.000 TL 140.000 TL
B Mudisi 75.000 TL 75.000 TL 110.000 TL 110.000 TL 185.000 TL
C Mudisi 150.000 TL 150.000 TL 200.000 TL 150.000 TL 300.000 TL

 

Bir gerçek kişinin birden fazla mevduat bankasındaki hesapları her bir banka için ayrı ayrı hesaplanır. Yani hesaplarının anaparaları ile bu hesaplara ilişkin faiz reeskontları toplamı 150 bin TL’ye kadar olan kısmı her bir mevduat bankası için ayrı ayrı sigorta kapsamındadır. Katılım fonları için de aynı durum geçerlidir.

A Mevduat /Katılım Bankası İstanbul Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası İzmir Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası Ankara Şubesi A Mevduat /Katılım Bankası Toplam Mevduat Tutarı A Mevduat /Katılım Bankası Sigortalı Mevduat Tutarı
A Mudisi 50.000 TL 45.000 TL 75.000 TL 170.000 TL 150.000 TL
B Mudisi 30.000 TL 20.000 TL 32.000 TL 82.000 TL 82.000 TL

Bir gerçek kişinin bir mevduat bankasında aynı veya farklı şubelerinde birden fazla mevduat hesabı bulunması halinde o gerçek kişiye ait tüm mevduat hesapları toplamının 150 bin TL’ye kadar olan kısmı sigorta kapsamındadır.

A Mevduat /Katılım Bankası(Ortak Hesap) Sigortaya Tabi Kısım B Katılım /Katılım Bankası (Ortak Hesap) Sigortaya Tabi Kısım
A Mudisi 120.000 TL 60.000 TL 110.000 TL 55.000 TL
B Mudisi 60.000 TL 55.000 TL

Ortak hesap sahiplerinin sigorta kapsamı hesaba ortak olanların her biri için ayrı ayrı hesaplanır. Ortak hesapta hesap sahiplerinin payları belirtilmemiş ise her hesap sahibinin eşit oranda paya sahip olduğu kabul edilir.

A Mevduat /Katılım Bankası(Ortak Hesap) A Mevduat Bankası /Katılım (İkinci Mevduat Hesabı) *Hesaplar Toplamı Sigortaya Tabi Kısım
A Mudisi 120.000 TL 65.000 TL 125.000 TL 125.000 TL
B Mudisi 55.000 TL 115.000 TL 115.000 TL

*Tablolar, www.tmsf.org.tr adresinden alınmış olup tarafımdan güncellenmiştir.

İş arkadaşım hisse senedi alıp satıyor, kazandığını söylüyor. Ben de yatırım yapmalı mıyım?

Baştan şu konuda anlaşalım…Eğer zamanınız ve bilginiz yok ise hisse piyasalarına girmeyin…ciddi söylüyorum bunu, tamam sermaye piyasamız gelişsin diyoruz, hisse uzun vadede kazandırır diyoruz ama sıfır bilgi ile sırf arkadaşınızdan duyduğunuz için hisse senedi alınmaz.

Arkadaşınız Çin’e gitti geldi, kurbağa bacağı çorbası yaptığını söyledi, çok lezzetliymiş😊 Suratınız ekşidi değil mi? hiçbir bilginiz yok acı mı ekşi mi kötü mü kokuyor…alıp evde yapar mıydınız? İşte hisse piyasası hakkında da inanılmaz tüyo var elimde diyen biri karşısında da aynı şüpheyle bakmamız gerek…

Bunun için tabii piyasa duayeni olmaya gerek yok, istediğimiz şey piyasanın genel gidişatı ne olursa hisseler ne olur, bir hissenin tüm borsadan bağımsız farklı bir seyir göstermesi nedendir, ekonomi gidişatı nasıl okunur gibi temel şeyleri bilmek…Eğer buna zamanınız yok ise lütfen bir yatırım danışmanından yardım alınız…

Yatırım danışmanından kastım sosyal medyadaki ekonomist ve sonradan ekonomistlere mesaj atmak, TV yorumcularını izlemek değil. Nasıl hukuki işlemler için avukata gidiyorsanız yatırımlar için de gideceğiniz kişi SPK’dan yetki belgesi almış yatırım danışmanlığı hizmeti veren aracı kurumlardır.

İşin şu boyutunu da pas geçmemek gerek…piyasada belirli bir dönemde herhangi bir hisseden kısa sürede iyi getiri sağlamak mümkün, mümkün ama olasılığı düşük yani bunu her an oluyormuş gibi düşünmeyin…Her yatırım kendi süresi içerisinde kendi dinamikleri ile yaşar.

Mesela bir havayolu şirketi düşünün, arkadaşınızın elinde 100.000 TL’lik hissesi vardı. Şirket, filosunu genişleteceğini duyurdu ve hisse %20 prim yaptı. Arkadaşınız çok keyifli ve bir ayda parasını nasıl arttığını gururla herkese anlatıyor. Siz de bu hikâyeden çok etkilendiniz ve gözünüzü kararttınız, aynı şirkete yatırım yapacaksınız…

100.000 TL de siz yatırdınız, hisse yatay hareket ediyor yani öyle ciddi bir kazanç yok neyse beklemeye devam…derken bir gün telefonunuz çaldı arkadaşınız yatırım yaptığınız havayolu şirketine ait bir uçağın kaybolduğunu söylüyor…tabii burada düşünülmesi gereken ilk şey uçaktaki insanların durumu…ama gel gör ki ateş düştüğü yeri yakıyor herkes kendi derdine düşmüş. Aklımıza hemen hisseler geliyor, ekonomi kanalını bir açıyorsunuz, o da ne? Hisseniz %20 değer kaybetmiş…hani kazandırıyordu bu hisse? Arkadaşınız öyle anlatmıştı ama…

İşte bu hikayelerden çok sayıda yaşanıyor…bu anormal bir durum mu peki? Cevabım hayır…çünkü piyasanın doğasında var bu…bir şirket ile ilgili olumlu bir haber olumlu, olumsuz bir haber olumsuz etki yapar…etkinin % kaç olacağı da yatırımcının tepkisi ve olayın önemi ile ilgilidir.

Peki cesaret edip girdik, hiçbir şey bilmiyoruz hata da yaptık bir kere artık, elden bir şey gelmez…ne yapmalıyız?

Şunu unutmayalım…bir hisse ile ilgili olumsuz bir haber geldi ise bu durum beklenmedik ise ilk tepki sert olur…bir anda paniğe kapılıp daha da düşer diye hissenizi satmayın, biraz bekleyin bakalım ilk günün kapanışı ne olacak? Hisse de aynı insan gibidir, beklenmedik bir olay karşısında tepkisi sert olur ama sonra yavaş yavaş sakinleşir.

Türkiye’de hisse piyasasının duayen ismi, benim de lisans eğitimimde son sınıfta öğrencisi olduğum rahmetli Dr.Yaşar Erdinç’in “Yatırımcı ve Teknik Analiz Sorgulanıyor” kitabında bir cümle var…Ne zaman piyasa denilse aklıma kitaptaki şu sözler gelir.

“Borsaya ilk defa girmiş birinin başına gelebilecek en büyük felaket iyi para kazanmasıdır. Daha büyük felaket ise ikinci hareketinde de kazanmasıdır. O kişinin sonunu getiren olay ise, üçüncü hareketinde de kar etmesidir.”

Kazanmaya alışmış bir beyin sadece kazanmayı bilir. Kazanmayı referans alır kendine, kaybettiğinde çok büyük bir korku ve hüzün yaşar. Ancak ilk defa ve ikinci defa da kaybetmiş biri için yaşayacağı sonraki kayıplar o kadar da üzüntü vermez. Kazandığında ise sürekli kazanan birinden çok daha mutlu olacaktır.

Her ay bir çeyrek altın alıp evde saklıyorum, bu tasarruf şeklimin olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?

Özellikle kadınların fiziki altına yatırım yapma konusunda istekli olduğu bilinen bir durum. Evde altın ya da nakit para saklamanın türlü sakıncaları var elbette. Birikiminiz çalınabilir, sakladığınız yeri unutabilirsiniz. Deprem, sel gibi doğal afetler sonucu zarar görebilir. O nedenle artık birikimleri evde tutmak bankada tutmaktan çok daha riskli.

Bunu söylediğimde genellikle 50 yaş üstü insanlardan aldığım tepki; bankalara güvenmedikleri yönünde oluyor. Bankalardaki birikiminizin toplamı 150.000 TL’ye kadar garanti altındadır. Bu tutar tek banka içindir, ayrı ayrı bankalara 150.000 TL yatırarak toplamda daha fazla birikiminizi garanti altına alabilirsiniz.

Diğer yandan, fiziki altını gidip kuyumcudan ya da döviz bürosundan alıyorsunuz. Kuyumcu sattığı çeyrek ya da gram altının alış-satış farkını bankaya göre çok daha yüksek tutuyor. Piyasa hareketli ise 530 TL’lik çeyrek altın başına 15-20 TL gibi alış-satış farkları oluşabiliyor. Oysa bankaya yatırmış olsanız internet bankacılığından 3-4 TL gibi ufak giderler ile alış-satış işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.

Bir TV programına katılmak için toplantı yaptığımızda sevdiğim bir arkadaşım bu konu üzerine konuşurken şöyle bir tespitte bulunmuştu. “Kadınlar bazen birikimlerinin kayıt altında olmasını istemeyebilir. Eşinden ayrı bir birikim yapmak isteyebilir. En çok da bu nedenle çeyrek altın alıp evde saklama gereği duyuyorlar.” Açıkçası olayın bu tarafını hiç düşünmemiştim.

Birikim yapma şekillerinin toplumdan topluma değişiklik gösterdiği düşünülürse aslında çok da haksız bir çıkarım olmaz sanırım bu durum.

Bankalara güvenmediğimiz ortada. Toplumlar ciddi bir hafızaya sahiptir. Vatandaş da haklı aslına bakarsanız. Ülkemizde bankaların yaşattığı travmalar belli. 80’lerde yaşanan banker olayları. Mutlaka izlemişsinizdir, İlyas Salman ve Şener Şen’in oynadığı Banker Bilo filmini…80’ler Türkiye’de hem ekonomik hem de siyasi olayların had safhada olduğu yıllardı. Tabi ben bunu kitaplardan okuduğum kadarı ile biliyorum. Ben 90’lar çocuğuyum. Gerçi 90’lar da dünyada kayıp yıllar olarak bilinir. Yani aslına bakarsınız hep geçmişi özlüyoruz ama o yıllar da bugünden daha kolay değilmiş.

80’lerde rahmetli Turgut Özal’ın serbest piyasaya geçiş hamlesiyle birlikte faizler serbestleşti. Türkiye’de sermaye yok. Denetimsiz ve düzensiz bir piyasada ortaya bankerler çıktı. Bankerler halktan yüksek faizle tasarrufları topluyor, bankalara veriyordu. Böylelikle yastık altındaki paralar daha hızlı ortaya çıkmıştı. Banker sayısı çığ gibi büyüyünce kontrolsüz bir süreç başlamış oldu. Tıpkı bir saadet zinciri gibi herkes yüksek faizden payını almaya çalıştı. Domino etkisi ile bankerler batmaya başladığında artık çok geçti. Banker Kastelli bu bankerlerin en tanınanlarındandır. Yurtdışına kaçtığında parasını Kastelli’ye verenler üzerine bir bardak soğuk su içmişlerdi.

Sonrasında 2000-2001 yıllarına damgasını vuran bankacılık krizi, Türk halkının hafızasına bir travma olarak kaydedildi. Uzan ailesinin bankası olan İmar Bankası “Dolara, Marka Yüksek Faiz” diyerek reklamlarda boy gösteriyordu. Bankacılık krizi gümbür gümbür geldiğinde artık çok geçti.

Ancak iyi tarafından bakalım 2001 bankacılık krizi, şu an ki bankacılık sistemimizin sağlam olmasında etkili oldu. Kriz sonrası bir dizi düzenleme ile bankacılık sektörü düzene, denetime kavuştu. 2008 küresel krizini hafif yaralı atlattı isek bu 2001 krizini yaşamış ve ders çıkarmış olmamızdandır. Elbette asıl marifet kriz olmadan bu düzenlemeleri yapabilmek ama neylersin biz de böyle bir milletiz.

Bitiyor mu bitmiyor…Jet Fadıl karşımıza çıkıyor. 2018’e geliyorsunuz Çiftlikbank vakası çıkıyor. Sürü psikolojisi ile hareket ediyoruz. Demek ki neymiş suç bankacılıkta, bankalarda değil, çok para kazanma, bir an önce zengin olma arzumuz başımıza bela oluyor. Yine bankalara güvenmeyip evde para saklayan Ayşe Hanım, komşusundan duyduğu network işine 10.000 TL yatırabilir. Bu tür sistemlere girenlerin genellikle zarar ettiği ortada. Neden böyle akıldışı işler yapıyoruz? İnsan beyninin aldatmacası, risk iştahının cazibesi…

Artık bankalara güvenmeme, sisteme güvenmeme süreçleri geride kaldı. Bunları düşünerek, tartışarak kaybedecek zamanımız yok. Zamanın gerisinde kalarak geleceği yakalamamız çok zor. Enflasyon diye bir gerçek var. Enflasyon bu yıl marketten 100 TL’ye aldığın kahvaltılık malzemeyi seneye 100 TL’ye almana izin vermiyor. O zaman ne yapıyoruz? Evde, arabada, toprak altında, küpün içinde, soba borusunda, minderin içinde para ya da altın saklamıyoruz.

Bunu söyleyince bana hakaret edenler bile oluyor. Bankaları övüyorsun, ne biçim akademisyensin, halkı düşünmüyorsun diye serzenişlerde bulunanlar da…Bilakis halkı düşünüyorum bunun için artık sistemle savaşma, sisteme güven diyorum. Devlet, kanunla bankalardaki paranı garanti altına almış. Hala güvenmiyorsan yine kanunla verilen evinin tapusuna da güvenmiyorsun demektir. Sonuçta onu da devlet veriyor.

Her şeyden sürekli şikâyet etmenin topluma, bireye faydasının olmadığı açık. Enflasyona karşı birikimimizin değerini korumak zorundayız. Korumazsak şikayetçi olduğumuz sisteme yenik düşeriz. Artık finansal piyasalarda türlü türlü yatırım araçları var. Bunları tanımamız gerek.