Hayatını gözden geçirerek tasarrufa ilk adımı at!

Tasarruf etmek için hayatımızda neleri gözden geçirmeliyiz?

İster sabit yani düzenli gelirli isterse düzensiz gelirli bireyler olalım tüketim konusunda dikkat etmemiz gereken bazı konular var.

Öncelikle gelirimize uygun bir yaşam tarzı belirlemek ile başlayabiliriz. Çevrenizde yaşam standardı sizden yüksek olan kişiler mutlaka olacaktır. Buna karşın bu kişilerin çok mutlu olduğunu da söyleyemeyiz. Araştırmalar gösteriyor ki alışılmış yüksek yaşam standardı bir süre sonra kişiye normal geldiği için mutluluk vermiyor. Aksine gelir kaybına uğradığında acı veriyor. Bu nedenle eğer çok büyük bir servetin sahibi değilsek bütçemizi kontrol altında tutmayı bilmek yarın için yapılabilecek önemli bir yatırımdır.

  • Gelirimize uygun bir yaşam tarzı belirlemek…

Ev ile iş arasındaki mesafeyi ayarlamak her zaman mümkün olmayabilir. Büyükşehirde yaşıyorsanız zor bile diyebiliriz. İstanbul’u örnek verecek olursa yüzlerce insan her sabah işyerine ulaşmak için dakikalarca yolda zaman kaybediyor. Evinizin Anadolu yakasında işinizin ise Avrupa yakasında olduğunu düşünelim. Böyle bir bireyin yaşam kalitesini yükseltmek için bazı kararlar alması gerekebilir. Her gün sabah ve akşam yolda kaybedilen zaman, enerji ve maliyet; ikamet ettiğiniz semte olan bağlılığınızın önüne geçiyorsa ve işinizden en azından bir süreliğine ayrılmayı düşünmüyorsanız evinizi işinize yakın olacak şekilde taşımanız mantıklı olacaktır.

Zaman satın alınmayacak birkaç şeyden biridir. Ünlü iktisatçı John Maynard Keynes’in “Uzun vade kavramı olaylara bakışımızı yanlış yönlendirir. Çünkü uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.” Sözünden yola çıkarak bugüne odaklanmak hem yaşam kalitemizi hem de bütçemizi olumlu etkileyebilir. En azından denemekte fayda var.

Çok sevdiğiniz semtte emekli olunca ya da işinizi o semte yaklaştırma imkanı bulunca ömrünüzün sonuna kadar oturma imkanına sahipsiniz. Ancak her iş günü ulaşım için ortalama 3 saat zaman harcayan biri için bu haftada 15 saat, kabaca ayda 60 saat, yılda 720 saat yapacaktır. Ulaşımda harcanan enerji de eklenince dayanılmaz bir hal alabilir. Bir de kendi aracınız ile ulaşım sağlıyorsanız teklifimi bir kez daha düşünmenizi tavsiye ederim😊

Yapılan bilimsel araştırmalara göre, yaşam kalitesi düşük ve stresli bir hayatı olan bireyler diğerlerine göre daha fazla tüketmektedir.

 Yaşamda köklü değişiklikler içeren kararlar almak kolay değil. Ancak bazen daha iyi diye nitelendirdiğimiz tercihlerimizi gözden geçirmemiz gerekebilir.

  • Araba sahibi olmak…

Araba sahibi olmanın hem ekonomik hem de duygusal yönleri vardır. Ülkemizde ticari olmayan amaçlar için bireyler genellikle şu sebepler ile araç sahibi olmaktadırlar.

Acil bir durum olduğunda kendini daha güvende hissetmek için,

Düğün, nişan, gezi, tatil gibi durumlarda konfor için,

İşe gidip gelmek için,

Az bir kesim de olsa yatırım için,

Toplu ulaşım ile seyahat etmek için araç sahibi olmaktadır.

Bir arabaya sahip olduğunuz zaman ödemeniz gereken bazı yükümlülükleriniz bulunmaktadır. Trafik sigortası, kasko, motorlu taşıtlar vergisi, muayene ücretleri, bakım masrafları bunlardan ilk akla gelenlerdir.

Ülkemizdeki vergiler ve yüksek benzin fiyatları göz önüne alındığında eğer gerekmiyorsa araba sahibi olmanın avantajının pek olmadığını söylemek mümkündür.

  • Tatiller

Kapitalist sistem, bireyleri tüm yıl çalıştırıp tatil yapabilmesi için de çalışarak kazandığı gelirinin bir kısmını tekrar sisteme yükleyen bir mekanizma…Elbette tatil yapmalıyız. Bilimsel çalışmalar, tatil yapan bireylerin çalışma performansındaki artışın gözle görülür derecede arttığını ortaya koymaktadır.

Mesele tatil yapmak değil…Mesele, tatil denildiği zaman zihnimizde oluşan planın bütçemizi aşan, toplumun sürü psikolojisi ile ayak uydurduğu, 5 yıldızlı otellere kapanıp açık büfe, havuz ve animasyon ekibinden ibaret olması…Bu tür tatiller bazı insanlar için ideal olabilir, sonuçta bir tercihtir. Buna karşın her kesme uygun olmadığı da açık. Bu tür tatillere birçoğumuz en az bir kez gitmiştir, ruhsal açıdan dinlendiniz mi? Yoksa bir haftalık tatilde aklınızda sürekli döndüğünüzde yine iş var düşüncesi mi meşguldü? Eğer bu düşünceyi siz de kendinizde test ettiyseniz bu tür tatillerin ödenen bedellerin karşılığını alamadığınız hizmetler olduğunu anlamışsınızdır.

O halde ne yapalım? Evde mi oturalım dediğinizi duyar gibiyim…Tabiki hayır. Dinlenmek sadece hiçbir şey yapmadan size hizmet edilmesini beklemek demek değildir. Tatiller, iş yaşamının baş döndürücü döngüsünden vakit bulamadığınız ama aklınızda hep var olan düşüncelerinizi hayata geçirmek için mükemmel zamanlardır. Uzun zamandır okumak isteyip de okuyamadığınız kitapları okumak zihninizi temizleyebilir. Yazmak istediğiniz bir deneme yazısı, gezmek istediğiniz müzeler, başlamak istediğiniz bir spor ya da sanat dalına dair kurs, geliştirmek istediğiniz yabancı dil, hatta öğrenmek istediğiniz ikinci bir yabancı dil (çünkü hepimiz çok iyi İngilizce biliyoruz zaten😊bunlara örnek olarak verilebilir.

Aslında tatil dönemlerinde insan kendine dönmek ister, kendini gerçekleştirmek için bir fırsat dönemi olabilir. Bunu en az bir kez denemenizi tavsiye ederim. Tatil dönüşü yeni kararlar aldığınızı, çok daha dingin ve azimli bir çalışma temposuna döndüğünüzü göreceksiniz. Hatta kendinizi ofiste ya da arkadaşlarınızdan otel tatiline gitmiş biri ile kıyaslayıp aradaki farkı görebilirsiniz.

Elbette her yıl 5 yıldızlı otelde tatil yapmaktan haz alan insanlar da vardır. Burada bahsettiğim şey, bu tatillerden sağlanan marjinal faydadır. Bu tip bir tatile ilk gittiğinizde eğlenceli gelebilir. Bazen ikinci ve üçüncü de olabilir. Ancak unutmayın bir birey çalışma hayatı boyunca en az 40 yıl çalışıyor. Her yıl tatil yapma isteği olacağına göre aslında bazı alışkanlıklarımızın düşündüğümüz kadar mutlu etmediğini anlamamız hem ekonomik açıdan hem de psikolojik açıdan fayda sağlayabilir.

Faizler yükseldiğinde yatırımlar neden daralır?

Birsel Hanım bir pastane açmayı düşünüyordu. Genç biriydi, haliyle birikimi yoktu. Pastaneyi açması için kredi çekmesi gerekiyordu. Ancak dolar şoku ile faizler artmış, bankalar eskisi gibi davranmıyordu, herkese kredi vermez olmuştu. Birsel Hanım hayalindeki pastaneyi açmak için hayallerini ertelemek zorunda kalmıştı. Tabii Birsel hanımın hayalleri ertelenince kiralayacağı dükkân boş kalmıştı, yanına alacağı çırak da işsiz…

Birsel Hanım sadece bir örnek, kriz zamanlarında girişimcilik hayallerini erteleyen binlerce kişi olur ve ekonominin çarkları dönmemeye başlar. Mevcut şirketler ise satış yapamadığından ödemelerini yapamaz ve yeterince güçlü olmayanlar ayakta kalamaz.

Diğer yandan bir de harcamalar tarafı var tabii… borçlanmayı çok seven bir millet olduğumuzdan yarını beklemeden bugün sahip olma güdümüz ile tüketici kredisi ve kredi kartları gibi finansal borçlara olan talebimiz oldukça fazla. Faizler arttığında kredilere olan talep de azalmaktadır. Hem krediler hem de yatırımlar azaldıkça ekonomi küçülür.

Ekonomi birbirine bağlı zincirleme olaylardan oluşur. Bir ekonomide faizler yüksek ise risk primi yüksektir. Yani o ülkede bir şeyler yanlış gidiyordur. Bir yerlerde hata yapılmıştır, yoksa faiz kendi kendine artmaz. Ülke ekonomisini bir insan vücuduna benzetirsek ateşi yükselen bir vücutta organlar zorlanır, vücutta isyan çıkar. Tüm etkiler birbirini takip eder. Faiz de ekonominin ateşidir. Ateşi düşürmeden tam olarak iyileşme zordur. Hem üşüyen hem ateşi olan bir hastaya soğuk duş aldırmazsanız ateşi daha da yükselir. Faiz konusunda zamanında müdahale gerekir. Zamansız, erken faiz indirimi ya da geç kalınmış faiz artışının etkisi daha az olmaktadır. Ancak diğer taraftan bir de enflasyon var. Enflasyon yüksek ve faizler de yüksek ise (şu an içinde bulunduğumuz durum) tedavi daha zordur.