Spekülasyon ile manipülasyon arasındaki kalın çizgi

Bu iki kavram genellikle birbiri ile karıştırılmaktadır. Bu durum çok normal. Çünkü bakın TDK’ya göre bu kavramların karşılığı neymiş?

Manipülasyon: Yönlendirme, bilgileri değiştirme, varlıkları yapıcı, açıklayıcı ve yararlı bir biçimde kullanma…

Spekülasyon: Vurgunculuk, saptırma…

Sözlüğümüze bakan biri sizce hangisini daha olumsuz bir işlem olarak görür?

Spekülasyon bir suçmuş, manipülasyon bir normal bir işlemmiş gibi durmuyor mu sizce de?

TDK bunu yapıyorsa insanlar nasıl karıştırmasın bu kavramları…

Peki doğrusu nedir? Tanımlayalım…

Manipülasyon: Piyasa dolandırıcılığı olan suç niteliğindeki eylem, alım satım işlemleri ile sanal bir görünüm yaratarak diğer yatırımcıların alım satım payları üzerinde etkili olma.

Spekülasyon: Gelecekte oluşacak fiyat değişimlerinden kar sağlamaya çalışmak

Görüldüğü gibi serbest piyasada spekülasyon yasal ve doğal bir süreçtir. Buna karşın manipülasyon gerek işlem gerekse bilgi dolandırıcılığı ile yatırımcıları aldatmaktır.

Madem manipülasyon bir suç, o halde cezası yok mu? Evet var, hatta 2013 yılında yenilenen Sermaye Piyasası Kanunu’na göre daha geniş bir düzenlemeye gidildi.

  • Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı yapanlar, yani yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayanlar; 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası;

 

  • İşlem bazlı piyasa dolandırıcılığı yapanlar, yani piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapan, emir veren, emir iptal eden, emir değiştiren veya hesap hareketleri gerçekleştirenler ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis + 5000 güne kadar adli para cezası;

 

  • Bilgi Suistimali yapanlar, fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek ve henüz kamuya duyurulmamış bilgiler ile alım ya da satım emri veren ve kendisine ya da bir başkasına menfaat sağlayanlara da 2 yıldan 5 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu düzenlemeleri ile yatırımcının korunması amaçlanmaktadır. Manipülasyon, sermaye piyasamızın adeta güven baltalayıcısıdır. Bu işlemler, sadece yatırımların artmasını engellememekte aynı zamanda, dolaylı da olsa, uzun vadede ülke ekonomisine de zarar vermektedir.

Türk sermaye piyasasının gelişimi için yurtiçi bireysel ve kurumsal tasarrufların sermaye piyasasına dahil edilmesi oldukça önemlidir. Sermaye piyasamızın çoğunluğu yabancı ve sınırlı bir yatırımcı kitlesi ile işlem yaptığı bir gerçektir. Yurtiçi tasarruf oranının yetersiz olduğu Türkiye’nin uzun vadeli yatırım bilincine ihtiyacı vardır. Sermaye piyasası ve borsanın “kumar” ve “tüyo” ifadeleri ile özdeşleştirildiği Türkiye’de tasarruf sahiplerinin piyasa bakışının olumlu yönde değişmesi gerekmektedir. Türkiye’de sermaye piyasasının itibarının sağlanması ancak bu algının değişimi ile mümkündür.

Ülkemizde otuz yıllık bir geçmişi olan sermaye piyasasında hem kurumsal hem de bireysel yatırımcının güveni kazanılamamıştır.

Son dönemde sermaye piyasasının düzenlemeleri olumlu açıdan dikkat çekmektedir. Ancak sadece yasa düzenlemek ile manipülatif işlemlerin önüne geçmek mümkün değildir. İyi bir düzenleme, iyi bir denetleme ve konusunda uzman hızlı bir yargı sürecine ihtiyaç vardır. Manipülasyon işlemlerinin tespiti kolay olmayıp bu suçların yargı süreci sorunlu geçmektedir.

Aldığım hissenin fiyatı yükseliyor. Bekleyeyim mi satayım mı?

İnsan kazanmaya doymaz. Sahip olduğunuz hisse senedi hızla yükseliyorsa o yatırıma olan güveniniz de bir balon gibi şişer.

Piyasada fiyatlar yükselirken değil düşerken kazanılır. Düşük fiyattan alıp yüksekten satmak gerekir. Ancak beynimiz bize oyun oynar. Yükselen piyasa iştah açar, düşen piyasa korkutur. Buna karşılık beklediğinizin üzerinde getiri elde ederseniz beyin risk iştahını arttırır. Beklentiyi revize eder. Yani yükselmeyi normalleştirir, devam edeceğini bekler.

Diyelim ki hissemizi 10 TL’den aldık beklemediğimiz şekilde 3 ayda 28 TL oldu. Beynimizin bize verdiği mesaj genellikle bu yükselişin süreci yönündedir. Peki ya yükselmez de düşerse? İşte bu çılgın soru aklımızdan hiç çıkmaz. Yatırımcı bu soruya yanıt ararken hisse düşmeye başlar, ama inat eder satmayız. O satmadıkça hisse düşer, hisse düştükçe o inat eder. Derken pişman olur.

Bunu sadece siz yaşamayacaksınız ya da yaşamadınız. İnsan beyni böyle çalışıyor. Bir şeye sahip değilken onun gözümüzdeki değeri bizim için yüksektir. Ona sahip olduğumuzda ise değeri düşer. Taa ki o şeyi kaybedene kadar…

O nedenle eğer düştüğünde duyduğunuz pişmanlık, çıktığındaki mutluluğunuzdan yüksek olacaksa ya hisseden çıkın ya da bir miktar kar realize edin. Kar realize etmek, elinizdeki hisseyi karda iken satıp gerçek kara dönüştürmektir. Malum hisse fiyatları sürekli dalgalanıyor. Hesabınızda bugünün sonunda 90.000 TL olması, yarın da olacağı anlamına gelmiyor. Bunu hesabınıza nakit olarak geçirmek kar realizasyonu anlamına geliyor.

Eyvah! Aldığım hissenin fiyatı düşüyor. Ne yapmalıyım?

Bir yatırımcı yatırımını getiri sağlamak için yapar. Buna karşın hisse senetleri piyasasında hep kazanmak diye bir şey yok. Şirketi iyi analiz etmiş olabilirsiniz. Beklenen getiriniz yüksek olabilir. Buna rağmen hisse fiyatı düşebilir. Bu borsada olağan bir şey. Şirket ile ilgili her şey normal olsa bile ekonominin seyri iyi gitmiyorsa ya da sektör ile ilgili sıkıntılı bir durum ortaya çıktı ise hisse fiyatı düşer.

Örneğin beyaz et tesisi olan bir şirketin hissesini aldınız. Şirket yabancı bir ortak aldı, Türkiye’nin en büyük beyaz et üreticisi ve satıcısı. Çok parlak bir geleceği var ve beklenen getiriniz yüksek. Hisseyi aldınız 3 ay sonra kuş gribi haberleri çıktı, şirketin satışları bıçak gibi kesildi. Hissenin fiyatı beklediğinizin aksine düşer doğal olarak. Ta ki kuş gribi şüpheleri ortadan kalkana kadar…

Eğer seçtiğiniz şirkete güveniyorsanız 3 aylık bir süre kısa bir süredir deyip beklemeniz en iyisidir. Unutmayın her yükselen piyasa bir gün düşer, her düşen piyasa bir gün yükselir. Mesele panik yapmamakta…Yatırımcının en büyük düşmanı yaşadığı paniktir. Piyasa düşmeye başladığında sürü davranışı can yakar. Panik yapmadan bir süre beklediğinizde sert düşüşlerin mutlaka bir düzeltmesinin (yükselişinin) olduğunu göreceksiniz.

Kaybeden yatırımcı kaybettiklerini kazanmak için çabaladığında daha çok kaybeder.

Ancak bazen öyle şeyler olur ki 10 TL’de aldığınız hisse fiyatı 4’e düşer. İşte o zaman bir sınır koymanız gerekir bu zarar edeceğiniz noktaya. Piyasada buna zarar-kes noktası (stop-loss) denilir.  Herkesin risk iştahı kendisine özeldir. Ne kadar kaybetmeye hazırsınız, nereye kadar kaybedebilirsiniz? İşte bu noktayı belirleyip bekleyebilirsiniz.

En önemlisi de tüm portföyünüzün tamamını hisse senedinden oluşturmamanız. Ondan da önemlisi hisse portföyünüzün tamamını aynı sektördeki hisselerden oluşturmamaktır. Sektör ile ilgili hükümetin alacağı bir karar şirketin satışlarını, vergi durumunu etkileyebilir. O nedenle hisse portföyünde çeşitlilik bu riski azaltır.

Doların yükselmesinin aldığım maaş ile ne ilgisi var?

Türkiye’de bu konu çok tartışıldı. Trajikomik ifadeler gündeme geldi. Benim aklımda kalan ise “Ben hep 50 liralık benzin alıyorum” lafı oldu.

Değerli kardeşim, hepimiz vatanımızı seviyoruz. Ama kabul etmemiz gereken gerçekler var. Biz enerji bağımlılığı olan bir ülkeyiz. Yani o marketten aldığın bisküvi var ya onun fabrikasını çalıştırmak için enerjiyi dışarıdan alıyoruz. Marketten çıkınca bindiğin araban var ya işte o arabanın benzinini dışarıdan alıyoruz. Eve gitmek için trafik yoğunluğuna baktığın telefon var ya işte o telefonu da dışarıdan alıyoruz. Eve vardın mı ha işte o evin yapımında kullanılan inşaat malzemelerini de dışarıdan alıyoruz. Bilgisayarını açtın dosya göndermen lazım o bilgisayarı da dışarıdan alıyoruz. Hava biraz serinledi kombiyi açalım mı? Açalım da eee doğalgaz da dışarıdan…Daha niceleri…

Şimdi hala nolmuş dışarıdan alıyorsak paramız var ki verip alıyoruz diyorsan üzüleceğin detay geliyor. Biz bunları dışarıdan alırken dolar ile euro ile alıyoruz. Kur yükseldiğinde ise bu aldıklarımızın hepsinin maliyeti artıyor.

Ama senin maaşın bu hızda artmıyor işte…o zaman alım gücün düşüyor. Geçen sene sinema keyfi yapmak için marketten abur cubur alan Berkcan’ın sepeti 50 TL’ye mal olurken bu sene 72 TL olmuş. Üzgünüm Berkcan ya abur cuburlardan birini geri bırakacaksın ya da daha fazla ödemeye razı olup bütçendeki başka bir kalemden kısacaksın. Çünkü öğrencisin ve gelirin artmıyor, tabii normal bir öğrenci isen…

Kombiyi kıstık, market sepetini küçülttük, telefon eski(me)mişti onu değiştiremedik, bu seneki modaya uyamadık…bunun bir sonucu olmalı değil mi? bu kadar basit değil ekonomi ama aslında bu kadar da basit…şimdi bir milyon insanın her gün aldığı o bisküviyi almadığını düşünün…o bisküvi markası bir süre sonra üretim hatlarından bazılarını kapatmak zorunda kalır, işçilerin bazılarına ücretsiz izin verir ya da işten çıkarır. Oldu mu sana çifte sorun…Bisküvi fabrikasında işten çıkarılan Berkcan’ın babası ona harçlık gönderemez. Berkcan artık film keyfi yapmak için market alışverişi de yapamaz.  Kısır döngü halkaları giderek derinleşiyor. Sonunda ekonomi küçülür, daralır artık rakamlar neyi gösterirse, bilinen tek bir şey var vatandaş sıkıntıya düşer. Hep böyle mi kalır peki? Hayır elbette her krizin bir çıkışı vardır. Ama bu süre içerisinde halledilmesi gereken sorunlar da büyür.

İşte dışarıya bağımlı isen ithalat kültürü yerleşmiş ise en ufak bir ekonomik krizde, şokta başımıza bunlar gelir. Aslında tüm suç dolarda değil, suç ithal çanta kullanan Merve’de de değil…Bunlar her ekonomide olan şeyler, eğer bir suçlu arıyorsak o da üretmemektir…