Orta direk neden tasarruf edemiyor?

Asgari ücretin 2020 yılı itibari ile 2.325 TL olduğu ülkemizde yaklaşık 7 milyon hanenin açlık sınırında yaşadığını düşünürsek bu hanelerin tasarruf yapmasını zaten bekleyemeyiz. Asgari geçim şartlarını sağlayamayan, yeterli beslenemeyen, kaliteli sağlık hizmeti alamayan, kaliteli giyinemeyen, sosyal ve kültürel faaliyetlere bütçe ayıramayan milyonlarca insan var ülkemizde. İnsanca yaşamak sadece barınmak, yemek ve güvenlikten ibaret değildir. İnsan artık şehirde, teknoloji ile iç içe…Hal böyle olunca asgari ücretli de telefon almak, internete bağlanmak istiyor. Çocuğu sinemaya, tiyatroya gitmek istiyor.  Bu ortamda düşük gelirli bireylerden ancak tasarruf etmesi değil borçlanmaması beklenebilir.

Peki maaşı artan bireylerde durum nasıl? Orta direk denilen bu kesim de pek tasarruf edemiyor. Tüketimin bu kadar insan beynini uyardığı bir dönemde yaşıyoruz. Bir birey ele alalım.

Zeynep hanım özel sektörde çalışan bir beyaz yakalı, üniversite mezunu bir orta düzey yönetici. 5 yıl önce işe ilk girdiğinde 2.000 TL maaş alıyordu. Kredi kartı kullanmaya o dönemde başlamıştı. Aradan geçen zamanda Zeynep Hanım üç kez terfi aldı. Şu an 8.000 TL maaş alıyor. Bu maaş, Türkiye şartlarında iyi bir seviye sayılabilir. Ancak Zeynep Hanım hala tasarruf edemiyor. Çünkü işe ilk başladığında evini bir arkadaşı ile paylaşmak durumunda idi. Bu kira giderini epey kısıyordu. Ev arkadaşı evlenince yalnız başına kira ödemeye başladı. Zeynep hanım artık daha çok dışarıda yemek yiyor. Tiyatroya gidiyor. Telefon faturası daha yüksek, önemli görüşmeler yaptığından kendini daha iyi giyinmek durumunda hissediyor, sık sık tatile çıkıyor.

Bu profil size tanıdık geldi mi? “Ay şekerim gelen gidiyor bende yine para yok” lafını daha önce duydunuz mu? Çevrenizde mutlaka böyle biri vardır.

Beyaz yakalı plaza çalışanlarının en büyük handikabı budur maalesef. Çok yoğun stresli bir iş hayatı ile kendilerini şımartmak adına türlü türlü harcamalar yaparlar. Harcama yaptıkça borçlanır, borçlandıkça işten çıkarılma korkusu yaşar, korkuyu yaşadıkça daha çok alışveriş yapar. Bu bağımlılık böyle sürer gider.

Elbette gelir seviyemiz arttıkça yaşam kalitemizi yükseltmek hakkımız. Ancak yaşam kalitesi sadece daha iyi giyinmek ile, daha pahalı restoranlarda yemek yemekle sağlanmaz. Hiçbir hobisi olmayan kişilerdeki alışveriş bağımlılığının daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz?

İndirime giren bir ürünü belki bir gün lazım olur diye aldığınız günü hatırlıyor musunuz? Daha havalı hissetmek için 200 TL’ye alınan tenis raketi, 1000 TL’ye boyatılan saçlar, sosyal medyadan alınan ve sonu hüsranla sonuçlanan türlü türlü kozmetik ürünleri…

Ya bir hevesle üye olduğumuz spor salonları… Hem ekonomik olsun diye yıllık üyeliği tercih etmiştiniz değil mi? Yapılan araştırmalar belirli bir süre için sınırsız kullanım hakkı tanıyan üyeliklerin çoğunun verimli kullanılmadığını gösteriyor.

Yılın en uzun günü, en kısa günü, en berbat günü, en en en…diye uydurulan indirim günlerinde aldığınız ürünlere bir göz atın…Hangilerini sık kullanıyorsunuz, iyi ki almışım dediğiniz ürün sayısı sandığınızdan daha azdır.

Mutluluğu arıyor bulamıyoruz, satın almaya çalışıyoruz ancak ona erişemiyoruz. Yaptığımız alışveriş bize en fazla eve gidene kadar haz veriyor. Sonra? Sonrası bir tane daha…

Yaptığınız alışverişlerin bir kısmının “duygusal” olduğunu biliyor musunuz?

Hani bir reklam var ya “olmasaaa daaa olurrrr”…diyor. Gerçekten şu tüketim furyası içinde satın aldığımız o kadar çok şey aslında olmasa da olur ki…

Alışverişte 10 saniye kuralını duymuşsunuzdur belki…

Almaya niyetlendiğiniz ürünü kasaya götürmeden önce kendinize şunu sorun:

“Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

Eğer cevabınız “hayır” ise onu usulca bırakın ya da gezindiğiniz o alışveriş sitesinden çıkın😊

Cevabınız “ama indirime girmiş” ise derin nefes alın ve 10 saniye bekleyin. Ve soruyu tekrar sorun kendinize. “Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

Hangi maaş seviyesinde, hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın bir sermayedarın çalışanı olduğunuzu unutmayın. Özel sektörde çalışan orta ve üst düzey yöneticilerde bu yanılgı çokça yaşanır. Şirket özel araç verir, bilgisayar ve telefon verir. Tatile gönderir, yetki verir, unvan verir. Verir de verir…Sarhoş olursunuz. İşler iyi gitmediğinde şirketin küçülmeye gitmesi durumunda en çok maliyeti yüksek olan pozisyonlardan işçi çıkardığını unutmayın. Pozisyonuz ne kadar yüksekse iş bulma şansınız o kadar düşük olduğunu da unutmayın. Ve son olarak maaşınız iyi olsa da siz de bir işçisiniz.

Diyelim ki emekli olana kadar çok iyi bir pozisyonda çalıştınız. Bu işe ömrünüzü verdiniz. Ne kadar yüksek maaş almış olursanız olun SGK’dan emekli olduğunuzda alabileceğiniz maaşın kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurun.

Özetle, aktif çalışırken harcamaya sevk eden yaşam şartlarının garantili olmadığını bilmemizde fayda var. Her istediğinizi alarak tasarruf edemezsiniz. Olaylara “yarına çıkacağım belli mi?” şeklinde yaklaşırsanız daha kazanılmamış gelirinizi bankaya ipotek etmiş olursunuz. Allah gecinden versin ama matematiksel olarak yarına çıkmama olasılığınız %50 ise çıkma olasılığınız da %50’dir. Bugünü şimdiden yarın için harcamak ne kadar rasyonel?

Atalarımızın deyimiyle, su akarken testiyi doldur ki kesilince içecek suyun olsun…

Piyasanın Büyüsü

Geleneksel ekonomi bilimi, yatırımcıyı rasyonel kabul eder. Yani yatırımcının akıllıca hareket ettiğini savunur. 1960’lardan beri yapılan bilimsel araştırmalar durumun böyle olmadığını ortaya koydu. Buna göre insanlar kararlarında her zaman akıllıca davranmıyordu. Finansçılar ve iktisatçılar bu durumu insanların yatırım kararları için test ettiler. Orada da durum aynıydı, yatırımcılar her zaman akıllıca seçimler yapmıyordu. Böylelikle davranışsal finans geleneksel ekonomi biliminin rasyonel insan tezini çürütmüş oldu.

Yatırım yapan herkes en az bir kez kararlarında hataya düşmüştür. Piyasa profesyonelleri bile zannedilenden daha sık yanlış kararlar verirler. Çünkü insan denilen canlı bir robot değildir. Duyguları vardır. Bu duygular kararları etkiler. Örneğin, bir kez yatırım yapan kişinin kazansa da kaybetse de yine yatırım yapma istediği adrenalin hormonu salgılamasından kaynaklanır. Heyecanlanan insan, yine yatırım yapma eğilimine girer. Bilimsel araştırmalar yüksek risk alan insanın bu davranışından haz aldığını ve beynin verdiği tepkinin uyuşturucu kullanan insanlar ile aynı tepkiyi verdiğini tespit etmişlerdir.

Yatırımcıların finansal kararlarında etkili olan denklem, risk-getiri ikilisinin doğru orantılı olmasına dayanmaktadır. Yatırımcı, karar alırken öyle bir psikoloji içerisine girer ki, bilinen tüm portföy teorileri, makro- mikro göstergeler, temel-teknik analizler anlamını yitirir. Finansal olaylardaki karmaşıklık, iç içe geçen sebep-sonuç ilişkileri yatırımcıların rasyonaliteden uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Hal böyle olunca yatırımcı bir süre sonra rakamlardan, göstergelerden uzaklaşıp kendini piyasa uzmanının ya da “tüyo” verilebilecek bir tanıdığın ellerine bırakıverir. Şüphesiz ki yatırımcılar karar verirken çevresel faktörlerden oldukça fazla etkileniyor. Öyle ki, yapılan çalışmalarda yatırımcıların çevresel faktörleri dikkate aldıklarında yanlış veya çelişkili karar verdikleri görülmüştür.

Beklenti teorisinin mimarları olan Kahneman ve Tversky insandaki davranış kalıplarını iki yetersizliğe bağlıyor. İlki, duyguların akılcı karar almaya engel olması, ikincisi ise; insanların ne ile karşı karşıya olduklarını tam olarak bilememesi ve karar vermede güçlük çekmeleri. İktisadi modelde yatırımcıların tercihleri matematiksel doğrular üzerine oturtulmuştur. Oysa pratikte yatırımcının kararlarını etkileyen ekonomik olmayan durumlar sürekli bir değişim içerisindedir. Rasyonel olmayan davranış kalıpları piyasalar üzerinde önemli sayılabilecek durumdadır. Bunun nedenlerini yatırımcının kendine olan aşırı güveni, geçmiş yatırım deneyimlerine olan eğilim, pişmanlıktan kaçınma, inançta ısrar etme, dayak noktası belirleme gibi birçok psikolojik etken olarak gösterebiliriz.

Yatırımcının alım ya da satım kararı alırken içinde bulunduğu duygu durumu yatırımın geleceğinde önemli rol oynar. Örneğin, yatırım kararı verirken aşırı mutlu, mutsuz endişeli, sevinçli ya da panik olan yatırımcı duygularının etkisinde kalmış olabilir.

Yatırımcıların ekonomik olmayan davranış özellikleri birtakım davranış tiplerine dönüşebilmektedir. Bunlardan biri de sürü davranışıdır. Yatırımcıların kendi edindikleri bilgiler yerine başkalarından duydukları bilgilere göre davranmalarına davranışsal finansta “Sürü Davranışı” denilmektedir. Bu davranış tipi, finansal piyasalar tarafından istenmeyen bir durumdur. Çünkü, özelikle kriz dönemlerinde kaos ve söylenti ortamının yaratılmasında sürü davranışının olumsuz etkileri görülmektedir. Sürü davranış kalıbı, taklit davranışlar olarak da anılmaktadır.

Sürü davranışı bir anlamda, insan psikolojisinin temelinde yatan “kalabalığın yaptığının doğru olduğunun kabul edilmesi” durumudur. Ancak, bazı yapılan araştırmalar özellikle sermaye piyasalarında kalabalığın yaptığı davranışın tam tersinin yapılması durumunda daha karlı olunacağını ortaya koymaktadır. Bu anlamda karşımıza şu soru çıkmaktadır: “Yatırım yaparken sürüyü takip etmeli miyim etmemeliyim?” Bu sorunun cevabını vermek oldukça zor. Çünkü her iki yolun da %100 doğru bir cevabı yok. Bilinen şu ki, kalabalık her zaman doğruyu göstermez, hatta finansal piyasalarda genellikle yanlışı gösterir. Çünkü piyasalar globaldir ve piyasaları yöneten görünmeyen güçler vardır.

Piyasa ile inatlaşmamak en iyisidir. Piyasa kendi kendine yolunu bulan bir mekanizmadır. Bazen her şeyi takip ettiğinizi düşünürsünüz ama kaybedersiniz. İşte buna “piyasanın büyüsü” deriz.

 

Evlilikte finansal yönetim nasıl olmalı?

Mutlu bir evlilik elbette çok sayıda faktöre bağlı. Evlenirken finansal açıdan da bir birlikteliğe imza attığımız hukuken de onaylanmaktadır. Evlilikte finansal konular başlarda çok önemli gibi görünmese de uzun vadede hayati bir konu haline gelebilir. Tabii sınırsız bir bütçeniz varsa o ayrı. Ancak çok büyük bütçelerde de farklı sorunlar ortaya çıkabilir. Neyse biz gelelim sınırlı bütçelere😊 Nüfusun büyük çoğunluğu böyle çünkü…

Evlilikte çiftler, kalem kalem olmasa da harcamalarını birbirine bildirmelidir. Hesapsız, habersiz yapılan harcamalar bir süre sonra evin bütçesini sıkıntıya sokabilir. Her iki taraf da kendi başına hareket ederse ortak borçların ödenmesi gelecek planlarının yapılmasında stresli bir hal ortaya çıkarır.

Çiftlerden biri ya bilgi açısından ya da zaman açısından finansal konulara daha yatkın ise ortak bütçeyi bu kişinin yönetmesi mantıklı olabilir. Ancak bu yönetim, sadece kendi kararlarını uygulamak anlamını taşımamaktadır. Aksi taktirde çiftler arasında finansal konular yüzünden farklı sıkıntılar baş gösterebilir. Çiftlerden biri daha yüksek gelire sahip ise bütçe üzerinde daha fazla söz hakkı olduğunu hissine kapılabilir. Bu bazen evliliklerin sonunu getirebiliyor. Çünkü evlilik her açıdan bir sözleşmedir.

Bir aile olmayı seçtiğimize göre gelecek ile ilgili bir dizi kararlar vermek üzere yola çıkmışsınız demektir. Bu kararları finansal güç olmadan uygulamak zordur. Örneğin yeni bir işi ya da projeyi hayata geçirmek için eşinizden mutlaka fikir alın. Projenin artılarını, eksilerini belirtin. Böylelikle ailenin en önemli unsuru olan “güven”i korumuş olursunuz.

Son dönemlerde toplumda meydana gelen farklılıklar ile bir aile kuran gençlerin birbirinin maaşını bile bilmediğini, çiftlerin bütçesinin kendisine ait olduğunu gözlemliyorum. Çiftlerden biri kirayı ödüyor, diğeri faturaları ve mutfak masrafını ödüyor. Kalanının ne olduğu belli değil. Bu şekilde ne yatırım yapılabilir ne de bir finansal hayal kurulabilir. Tavsiyem ortak bütçe ile tek hesaptan harcama yapmak ve kişilerin kendine ait eşit özel bir harcama limitin olması yönünde. Örneğin; her iki tarafın da 4000 TL kazandığı bir durumda şöyle bir bütçe oluşturulabilir. 1500 TL Kira + 500 TL Fatura + 1000 TL mutfak + 500 TL Kadına ait harcama + 500 TL Erkeğe ait harcama + 500 TL beklenmedik harcamalar. Kalan 3500 TL ile de birikime aktarılabilir. Aksi taktirde bu çiftin ne araba alması mümkün olur ne de ev sahibi olması. Ayrı bütçe bir süre sonra tutumlu olan tarafın çileden çıkmasına sebep olabilir. Uzun vadeli bir evlilikte ortak finansal amaç da vazgeçilmez unsurlardan biridir.