Risk-i Memnu

“Bir aya varmaz parayı ikiye katlarmışız Kadir abi öyle dedi”

“Dolar yükselecekmiş kanka, 10 olur diyorlar.”

“Bitcoine şimdi yatırdığımız 1.000 TL 5 yıla varmaz ev alırmış”

Bu şehir efsanelerine rastlamış ya da birinden duymuşsunuzdur.

Böyle bir beklenen getiri varsa ve bireysel yatırımcıysanız oradan hızla uzaklaşın, çünkü aldığınız risk çok çok yüksektir.

Bir yatırımı getiri beklentisi ile yapar, karşılığında risk üstleniriz. Finans kitaplarının altın cümlelerinden biri de “Risk ile beklenen getiri arasında pozitif ilişki vardır.” ifadesidir. Yani burada ne kadar çok getiri bekliyorsan o kadar çok risk alırsın ya da almalısın ifadesi yatmaktadır. Teoride böyle olsa da bazen bu ilişki birebir değildir. Bazen piyasa yükselişteyken, ülke ekonomisi iyi göstergelerle ilerlerken yaptığınız finansal yatırımın riski düşen piyasada yaptığınız riskten daha düşüktür. Buna karşın beklenen getiriniz aynı kalabilir.

İster ekonomi derslerinde ister finans derslerinde olsun yapılan tanımlamalar, durumlar teoriktir, ceteris paribus dediğimiz, diğer koşullar sabitken, belirli varsayımlar altında yapılır. Genellikle gerçek hayat piyasa ile uyuşmaz.

Finansal risk, beklenen getiriden sapmadır. Örneğin düşük riskli olarak kabul edilen devlet tahvili alan yatırımcı enflasyonun yükselmesi sebebi ile beklediği reel getiriyi sağlayamayabilir. Ya da hisse piyasasında yeni ihale almış ülkenin önde gelen şirketlerinden birine yatırım yapan kişi, şirketin şüpheli bir olaya karışması nedeni ile hisse fiyatları alt üst olur ve zarar edebilir.  

Şöyle düşünelim, A yatırımcısının bir bankaya yatırdığı mevduat 150.000 TL’ye kadar devlet garantisi altındadır. Riski düşük kabul edilir. Ancak genellikle reel getirisi yani enflasyondan arındırılmış getirisi düşük kalmaktadır. A yatırımcısı için risk bankanın batmasıdır ve banka batarsa da belirtilen miktara kadar sigortası vardır. Getiri azdır ama risk de azdır. Diğer yandan B yatırımcısı döviz almıştır. Yükseleceğini beklemektedir. Döviz hareketlerine baktığımızda son dönemlerde ciddi dalgalanma meydana gelmiştir. B yatırımcının beklentisi büyüktür ancak serbest piyasa ortamında dövizin yönünü tahmin etmek çok da kolay değildir. B yatırımcısının beklediği getiri yüksek ama riski de yüksektir.

O nedenle özü itibari ile “bedava peynir sadece fare kapanında olur”

İnsan riskten kaçar, getiriye koşar. Sizce hangisi daha çekici? (Birimler aynı)

  • Yüksek getirili yüksek risk mi?
  • Yüksek riskli yüksek getiri mi?

Deneysel çalışmalarda genellikle insanlar birincisini tercih ediyor. Çünkü vurgu getiride. Beyin böyle bir saçma bir mekanizma işte…

Mesela riskin çok yüksek olduğu getirinin milyonda bir olduğu yatırım da vardır. Piyango bileti bu tanımı ne güzel karşılıyor değil mi? Kazanmanın çok düşük bir olasılık olduğunu bildiğimiz halde ödediğimiz bilet parasının hayal kurmak için iyi bedel olduğunu düşünen beynimizin bir oyunudur aslında bu…

Temel Finansal Bilgi Ölçme Testi

Aşağıdaki 25 soruyu cevaplamaya çalışın, cevaplar sayfanın sonundadır. Bakmadan yapmanız gerçek sonuca ulaşmanızı sağlar. 

1. Mevduat hesabınıza verilen faiz oranı %18 iken enflasyon oranı %20 ise; bir yıl sonra bugünkü bir üründen ne kadar satın alabilirsiniz?
a. Bugünden fazla
b. Bugün ile aynı
c. Bugünden az
d. Bilmiyorum

2. Tahviller, hisse senetlerinden daha risklidir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

3. 10,20 yıl gibi uzunca bir zaman diliminde normal şartlar altında aşağıdaki varlıklardan hangisi genellikle daha çok getiri sağlar?
a) Tasarruf Hesabı (Mevduat)
b) Hisse senetleri
c) Tahviller
d) Bilmiyorum

4. Zaman içerisinde en yüksek dalgalanmayı hangi varlık gösterir?
a) Tasarruf Hesabı (Mevduat)
b) Hisse senetleri
c) Tahviller
d) Bilmiyorum

5. Bir yatırımcı birikimini farklı varlıklara yatırırsa, kaybetme riski ne olur?
a) Çıkar
b) Düşer
c) Aynı kalır
d) Bilmiyorum

6. Hisse ağırlıklı yatırım fonu tercih edilirse, başlangıçta yatırdığım 10.000 TL bir süre sonra 10.000 TL’nin altına düşebilir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

7. Yatırım fonu demek, içerisinde birden fazla yatırım aracının bulunduğu bir sepet demektir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

8. Bankalardan aldığımız kredilerde vade uzadıkça kredinin maliyeti artar.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

9. Risk almak istemeyen bir yatırımcı için aşağıdakilerden hangi seçenek daha doğru olacaktır?
a) Hisse senedi – Döviz – Altın
b) Hisse senedi – Tahvil – Mevduat
c) Altın – Tahvil -Yatırım Fonu
d) Yatırım Fonu -Altın -Hisse senedi
e) Yatırım Fonu -Mevduat – Tahvil
f) Bilmiyorum

10. Riski seven ve yüksek getiri bekleyen bir yatırımcı için aşağıdakilerden hangi seçenek daha doğru olacaktır?
a) Hisse senedi – Döviz – Altın
b) Hisse senedi – Tahvil – Mevduat
c) Altın – Tahvil -Yatırım Fonu
d) Yatırım Fonu -Altın -Hisse senedi
e) Yatırım Fonu -Mevduat – Tahvil
f) Bilmiyorum

11. Borsa İstanbul’da kayıtlı bir şirketin hissesinden 100 adet aldınız. Bu şirketin;
a) Borçlusu olurum
b) Alacaklısı olurum
c) Ortağı olurum.
d) Bilmiyorum

12. 100.000 TL birikiminiz var. Riski dağıtarak yatırım yapmak için en iyi seçenek aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hepsini altına yatırırım
b) Hepsini dövize yatırırım
c) Yarısını dövize yarısını mevduata yatırırım
d) 1/3 mevduata, 1/3 dövize ve 1/3 altına
e) Bilmiyorum

13. Bir işletmenin ihraç ettiği tahvile yatırım yaptığınızda;
a) Borçlusu olurum
b) Alacaklısı olurum
c) Ortağı olurum.
d) Bilmiyorum

14. Aşağıdaki finansal ürünlerden hangisi en riskli olanıdır?
a) Döviz
b) Altın
c) Hisse Senedi
d) Mevduat
e) Tahvil/bono
f) Bilmiyorum

15. Enflasyon olduğu bir ortamda bugün elimdeki 10.000 TL’yi arkadaşıma borç verdim. 3 ay sonra aynı tutarı geri vereceğini söyledi.
a) Zarardayım
b) Kardayım
c) Farketmez yine 10.000 TL sonuçta
d) Bilmiyorum

16. Bankada 10.000 TL birikiminiz bulunmakta ve yıllık mevduat faiz oranı da 20%. Eğer paranızı 3 yıl boyunca bu hesapta değerlendirmek isterseniz, 3 yıl sonunda hesabınızda ne kadar para olur?
a) 12.000 TL
b) 12.000 TL’den az
c) 12.000 TL’den çok
d) Bilmiyorum

17. Aşağıdakilerden hangi seçenek enflasyonu en iyi tanımlar?
a) Zam
b) Fiyat artışı
c) Fiyatlar genel seviyesindeki artış
d) Fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artış
e) Bilmiyorum

18. Faiz oranları düşerse tahvil fiyatları ne olur?
a) Düşer
b) Yükselir
c) Aynı Kalır
d) Bilmiyorum

19. Bir hisse senedine yatırım yapmak, hisse senedi yatırım fonu almaktan daha az risklidir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum
20. Reel getiri nedir?
a) Yatırımın dönem sonunda sağladığı getiri
b) Enflasyondan arındırılmış getiri
c) Nominal getiri
d) Bilmiyorum

21. Negatif getiri nedir?
a) Nominal getirinin enflasyonu aşması
b) Enflasyonun nominal getiriyi aşması
c) Bilmiyorum

22. Bireysel emeklilik sisteminden emekli olmak için gerekli olan şartlar nelerdir?
a) 56 yaşını doldurmuş olmak
b) En az 10 yıl sistemde kalmış olmak
c) En az 10 sistemde kalmış ve 56 yaşını doldurmuş olmak
d) Bilmiyorum

23. Hisse senedi alıp satmak için ne yapmak gerekir?
a) Borsa İstanbul’da hesap açmak gerekir.
b) Aracı kurumlarda hesap açmak gerekir.
c) Bankalardan hesap açmak gerekir.
d) Bilmiyorum

24. Bireysel emeklilik sisteminden erken çıkarsak;
a) Kesinti yapılır
b) Kesinti yapılmaz
c) Bilmiyorum

25. Bankalardaki birikimlerin belirlenen kısmı garanti altındadır.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

Anket cevapları

  1. C
  2. B
  3. B
  4. B
  5. B
  6. A
  7. A
  8. A
  9. E
  10. A
  11. C
  12. D
  13. B
  14. C
  15. A
  16. C
  17. D
  18. B
  19. B
  20. B
  21. B
  22. C
  23. B
  24. A
  25. A

Kripto paraların ileride çok değerli olacağı söyleniyor. Almalı mıyım?

Kripto paralara en fazla talep gösteren ülkelerden biriyiz. Hızlı artışlarla gündeme geldi bu paralar. Bitcoin adı ile meşhur oldu. Bir arada herkes rekor üzerine rekor kıran bu paraları konuşur olmuştu. Bir ayda üçe katlayacakmış, sisteme ne kadar erken girersen zengin olma ihtimalin o kadar yüksekmiş gibi efsaneler kulaktan kulağa yayıldı. Bir süre sonra hızlı bir şekilde değer kaybetti. Şimdi her yerde, sosyal medyada, network sistemlerinde bile bitcoin uzmanları (!) var. Birinin profilini inceledim henüz üniversiteden yeni mezun olmuş, uzmanlığını ilan etmiş bir arkadaşımız makro ekonomik analizler bile yapıyor.  Ekonomist olmak bu kadar kolay bir şey değil. Çok okumak, çok iyi analiz etmek gerek. Bir de biliyorsunuz yatırım tavsiyesi vermek aslında bir suç. SPK tarafından böyle düzenlendi. Bu uzman arkadaşların bir sözü ile evini satan insanlar bile çıkabilir. Bu çok tehlikelidir.

İşin bu boyutu başka ama benim kripto paralar ile ilgili kişisel görüşüm şu, çıkış noktası oldukça mantıklı olan kripto paraların ciddi bir sorunu var. O da devletler tarafından tanınmaması. Aslında bu gayet doğal bir sonuç, çünkü kripto paralar devletlerin paralar üzerindeki egemenliğini yıkmak için çıktı. Gelin görün ki değişimler hızlı olmuyor.

Kimileri tarafından saadet zinciri olarak tanımlanıyor, kimileri yüzyılın icadı diyor. İnsanların da aklı karışık. Bu çok normal, ilk defa böyle bir sistem ile karşılaşıyor dünya. Yazılıma dayalı bir sistem ve fiyatının artıp azaldığı dayanak noktasını anlamak çok zor. Diğer yandan pandemi dönemi ile dijital paraların beklenenden daha hızlı gelişim göstereceğini de anlamış olduk. Bence işin en kötü tarafı bu parayı zengin olma yolu olarak nitelendirmekte. İster dayanağı olsun ister olmasın herhangi bir yatırım aracı insanı kısa sürede zengin edemez. Piyasada onbinlerce kişi arasından sadece on kişi tesadüfen iyi bir getiri elde ettiyse bu kulaktan kulağa anlatılıp bin hikayeye dönüşüyor. Sanki bu sisteme giren herkes günün birinde zengin olacakmış gibi bir algı oluşuyor. Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların en önemli amacı aradan bir finansal aracıyı kaldırmaktır. Oysa insanlar bu amacı hiç anlamadı ya da anlamak istemedi. 

Halk tarafından bilinen adı ile bitcoin yani kripto paralar aslında blokzincir denilen sistemin sadece bir parçası. İleride blokzincir teknolojisinin hayatımıza ciddi bir değişim getireceği bekleniyor.

Benim mesajım bireysel yatırımcıya aslında…Kripto para sistemine girmeye karar verdiyseniz yatırdığınız tutarın neredeyse tamamını kaybetmeyi göze almalısınız. Diğer yandan çok büyük getiriler de elde edebilirsiniz. Artık gerisi sizin risk iştahınıza kalmış. Tüm bunlara karşın kripto paralar ileride istesek de istemesek de hayatımızda olacak ve gerçek faydasını o zaman anlayacağız. 

KOBİ’ler için Alternatif Finansman Yöntemleri

Ülkemizdeki işletmelerin %99’u KOBİ ölçeğindedir ve KOBİ’lerin tamamına yakını aile işletmesi niteliğinde faaliyetlerini sürdürmektedir. KOBİ’ler yabancı kaynak girdisi olarak genellikle banka kredilerini tercih etmektedirler. Ancak işletmelerin her ekonomik koşulda ve sektörel dalgalanmada kolaylıkla kredi kullanabilmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle farklı finansal yöntemleri de bilip kullanabiliyor olması özellikle ekonomik kriz dönemlerinde hayati bir öneme sahiptir.

Teknolojinin de etkisi ile küreselleşen dünyada en hızlı gelişen sektör olan finans sektörü, banka kredilerinden ibaret olmayıp sektörde finansal riskin yönetilmesi için sürekli gelişen ürünlerin önem kazandığı dikkat çekmektedir. Döviz borcu olan bir aile işletmesinin artan döviz kuruna karşı önlem alması için türev ürünleri finansal yönetimine dahil etmesi, artan sermaye ihtiyacı için hisse senedi ihracı ya da borç senedi ihracına sıcak bakması, yeni makine, teçhizat vb. ihtiyaçları için leasing işlemlerini yapabilmesi, alacaklarından doğan faktöring ve fortaiting işlemlerini yönetebilmesi gerekir.

Ülkemizde yaşanan döviz kurlarının oynaklığı ilk değildir. Ancak özel sektörün dış kredi borcunun çok yüksek olması dolayısıyla endişe farklı açılardan piyasada fiyatlanmaktadır. Bu noktada işletmelerin döviz kurlarının artışından kaynaklanan borç miktarının artması durumuna karşı alternatif finansman kaynaklarına yönelme ihtiyacı özellikle krizden çıkış aşamasında önem arz etmektedir.

İşletmeler, alternatif finansman kaynaklarını kullanmaya başlamadan önce kaynakları iyi tanımalı, ülke ekonomisi ile ilgili kısa ve uzun vadeli beklentilerini oluşturabilmelidir. Finansman kaynaklarına ulaşmada önemli noktalardan biri de kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde şeffaflık, hesap verilebilirlik bilincinin oluşmasıdır. Diğer bir önemli husus ise işletmelerin bilgi teknolojilerini etkin kullanabilmesidir. Böyle de işletmeler yaşanan finansal ve teknolojik gelişmelere kayıtsız kalamaz.

Finansal piyasaların gelişmesi ile birlikte farklı finansal ürünler ortaya çıkmıştır. Son yıllarda banka kredisi ya da sermaye arttırma gibi klasik finansal yöntemler yerine işletmelerin risk yönetimi ve finansal ihtiyaçları için alternatif yöntemlerin kullanımı dikkat çekmektedir. Bu alternatif yöntemlerden belli başlıları şu şekildedir:

  • Fikri olan ancak sermayesi olmayan girişimciler için girişim sermayesi;
  • Özellikle ev hanımlarının iş yaşamına katılmalarını sağlayan mikro finansman kredileri;
  • İnançları gereği faizsiz işlemleri tercih eden işletmeler için faizsiz finans uygulamaları;
  • Döviz ve fiyat risklerine karşı korunmak için türev ürünler;
  • Alacak yönetiminde riski azaltan forfaiting ve faktöring işlemleri;
  • Demirbaşlarını ve diğer makine, teçhizatlarını kiralamak isteyen işletmeler için leasing (finansal kiralama) işlemleri;
  • Hem sermaye ihtiyacını karşılamak ve hem de kurumsallaşmak, kredibilitesini arttırmak isteyen işletmeler için halka arz uygulaması;
  • Banka kredisi dışında bir yabancı kaynak arayışı olan işletmeler için Özel sektör tahvili ile finansman bonosu ihracı imkanı;
  • Bankalardan kredi kullanımını kolaylaştıran bir kefalet yöntemi olarak Kredi Garanti Fonu yöntemi

Spekülasyon ile manipülasyon arasındaki kalın çizgi

Bu iki kavram genellikle birbiri ile karıştırılmaktadır. Bu durum çok normal. Çünkü bakın TDK’ya göre bu kavramların karşılığı neymiş?

Manipülasyon: Yönlendirme, bilgileri değiştirme, varlıkları yapıcı, açıklayıcı ve yararlı bir biçimde kullanma…

Spekülasyon: Vurgunculuk, saptırma…

Sözlüğümüze bakan biri sizce hangisini daha olumsuz bir işlem olarak görür?

Spekülasyon bir suçmuş, manipülasyon bir normal bir işlemmiş gibi durmuyor mu sizce de?

TDK bunu yapıyorsa insanlar nasıl karıştırmasın bu kavramları…

Peki doğrusu nedir? Tanımlayalım…

Manipülasyon: Piyasa dolandırıcılığı olan suç niteliğindeki eylem, alım satım işlemleri ile sanal bir görünüm yaratarak diğer yatırımcıların alım satım payları üzerinde etkili olma.

Spekülasyon: Gelecekte oluşacak fiyat değişimlerinden kar sağlamaya çalışmak

Görüldüğü gibi serbest piyasada spekülasyon yasal ve doğal bir süreçtir. Buna karşın manipülasyon gerek işlem gerekse bilgi dolandırıcılığı ile yatırımcıları aldatmaktır.

Madem manipülasyon bir suç, o halde cezası yok mu? Evet var, hatta 2013 yılında yenilenen Sermaye Piyasası Kanunu’na göre daha geniş bir düzenlemeye gidildi.

  • Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı yapanlar, yani yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayanlar; 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası;

 

  • İşlem bazlı piyasa dolandırıcılığı yapanlar, yani piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapan, emir veren, emir iptal eden, emir değiştiren veya hesap hareketleri gerçekleştirenler ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis + 5000 güne kadar adli para cezası;

 

  • Bilgi Suistimali yapanlar, fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek ve henüz kamuya duyurulmamış bilgiler ile alım ya da satım emri veren ve kendisine ya da bir başkasına menfaat sağlayanlara da 2 yıldan 5 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu düzenlemeleri ile yatırımcının korunması amaçlanmaktadır. Manipülasyon, sermaye piyasamızın adeta güven baltalayıcısıdır. Bu işlemler, sadece yatırımların artmasını engellememekte aynı zamanda, dolaylı da olsa, uzun vadede ülke ekonomisine de zarar vermektedir.

Türk sermaye piyasasının gelişimi için yurtiçi bireysel ve kurumsal tasarrufların sermaye piyasasına dahil edilmesi oldukça önemlidir. Sermaye piyasamızın çoğunluğu yabancı ve sınırlı bir yatırımcı kitlesi ile işlem yaptığı bir gerçektir. Yurtiçi tasarruf oranının yetersiz olduğu Türkiye’nin uzun vadeli yatırım bilincine ihtiyacı vardır. Sermaye piyasası ve borsanın “kumar” ve “tüyo” ifadeleri ile özdeşleştirildiği Türkiye’de tasarruf sahiplerinin piyasa bakışının olumlu yönde değişmesi gerekmektedir. Türkiye’de sermaye piyasasının itibarının sağlanması ancak bu algının değişimi ile mümkündür.

Ülkemizde otuz yıllık bir geçmişi olan sermaye piyasasında hem kurumsal hem de bireysel yatırımcının güveni kazanılamamıştır.

Son dönemde sermaye piyasasının düzenlemeleri olumlu açıdan dikkat çekmektedir. Ancak sadece yasa düzenlemek ile manipülatif işlemlerin önüne geçmek mümkün değildir. İyi bir düzenleme, iyi bir denetleme ve konusunda uzman hızlı bir yargı sürecine ihtiyaç vardır. Manipülasyon işlemlerinin tespiti kolay olmayıp bu suçların yargı süreci sorunlu geçmektedir.

Aldığım hissenin fiyatı yükseliyor. Bekleyeyim mi satayım mı?

İnsan kazanmaya doymaz. Sahip olduğunuz hisse senedi hızla yükseliyorsa o yatırıma olan güveniniz de bir balon gibi şişer.

Piyasada fiyatlar yükselirken değil düşerken kazanılır. Düşük fiyattan alıp yüksekten satmak gerekir. Ancak beynimiz bize oyun oynar. Yükselen piyasa iştah açar, düşen piyasa korkutur. Buna karşılık beklediğinizin üzerinde getiri elde ederseniz beyin risk iştahını arttırır. Beklentiyi revize eder. Yani yükselmeyi normalleştirir, devam edeceğini bekler.

Diyelim ki hissemizi 10 TL’den aldık beklemediğimiz şekilde 3 ayda 28 TL oldu. Beynimizin bize verdiği mesaj genellikle bu yükselişin süreci yönündedir. Peki ya yükselmez de düşerse? İşte bu çılgın soru aklımızdan hiç çıkmaz. Yatırımcı bu soruya yanıt ararken hisse düşmeye başlar, ama inat eder satmayız. O satmadıkça hisse düşer, hisse düştükçe o inat eder. Derken pişman olur.

Bunu sadece siz yaşamayacaksınız ya da yaşamadınız. İnsan beyni böyle çalışıyor. Bir şeye sahip değilken onun gözümüzdeki değeri bizim için yüksektir. Ona sahip olduğumuzda ise değeri düşer. Taa ki o şeyi kaybedene kadar…

O nedenle eğer düştüğünde duyduğunuz pişmanlık, çıktığındaki mutluluğunuzdan yüksek olacaksa ya hisseden çıkın ya da bir miktar kar realize edin. Kar realize etmek, elinizdeki hisseyi karda iken satıp gerçek kara dönüştürmektir. Malum hisse fiyatları sürekli dalgalanıyor. Hesabınızda bugünün sonunda 90.000 TL olması, yarın da olacağı anlamına gelmiyor. Bunu hesabınıza nakit olarak geçirmek kar realizasyonu anlamına geliyor.

Eyvah! Aldığım hissenin fiyatı düşüyor. Ne yapmalıyım?

Bir yatırımcı yatırımını getiri sağlamak için yapar. Buna karşın hisse senetleri piyasasında hep kazanmak diye bir şey yok. Şirketi iyi analiz etmiş olabilirsiniz. Beklenen getiriniz yüksek olabilir. Buna rağmen hisse fiyatı düşebilir. Bu borsada olağan bir şey. Şirket ile ilgili her şey normal olsa bile ekonominin seyri iyi gitmiyorsa ya da sektör ile ilgili sıkıntılı bir durum ortaya çıktı ise hisse fiyatı düşer.

Örneğin beyaz et tesisi olan bir şirketin hissesini aldınız. Şirket yabancı bir ortak aldı, Türkiye’nin en büyük beyaz et üreticisi ve satıcısı. Çok parlak bir geleceği var ve beklenen getiriniz yüksek. Hisseyi aldınız 3 ay sonra kuş gribi haberleri çıktı, şirketin satışları bıçak gibi kesildi. Hissenin fiyatı beklediğinizin aksine düşer doğal olarak. Ta ki kuş gribi şüpheleri ortadan kalkana kadar…

Eğer seçtiğiniz şirkete güveniyorsanız 3 aylık bir süre kısa bir süredir deyip beklemeniz en iyisidir. Unutmayın her yükselen piyasa bir gün düşer, her düşen piyasa bir gün yükselir. Mesele panik yapmamakta…Yatırımcının en büyük düşmanı yaşadığı paniktir. Piyasa düşmeye başladığında sürü davranışı can yakar. Panik yapmadan bir süre beklediğinizde sert düşüşlerin mutlaka bir düzeltmesinin (yükselişinin) olduğunu göreceksiniz.

Kaybeden yatırımcı kaybettiklerini kazanmak için çabaladığında daha çok kaybeder.

Ancak bazen öyle şeyler olur ki 10 TL’de aldığınız hisse fiyatı 4’e düşer. İşte o zaman bir sınır koymanız gerekir bu zarar edeceğiniz noktaya. Piyasada buna zarar-kes noktası (stop-loss) denilir.  Herkesin risk iştahı kendisine özeldir. Ne kadar kaybetmeye hazırsınız, nereye kadar kaybedebilirsiniz? İşte bu noktayı belirleyip bekleyebilirsiniz.

En önemlisi de tüm portföyünüzün tamamını hisse senedinden oluşturmamanız. Ondan da önemlisi hisse portföyünüzün tamamını aynı sektördeki hisselerden oluşturmamaktır. Sektör ile ilgili hükümetin alacağı bir karar şirketin satışlarını, vergi durumunu etkileyebilir. O nedenle hisse portföyünde çeşitlilik bu riski azaltır.

Doların yükselmesinin aldığım maaş ile ne ilgisi var?

Türkiye’de bu konu çok tartışıldı. Trajikomik ifadeler gündeme geldi. Benim aklımda kalan ise “Ben hep 50 liralık benzin alıyorum” lafı oldu.

Değerli kardeşim, hepimiz vatanımızı seviyoruz. Ama kabul etmemiz gereken gerçekler var. Biz enerji bağımlılığı olan bir ülkeyiz. Yani o marketten aldığın bisküvi var ya onun fabrikasını çalıştırmak için enerjiyi dışarıdan alıyoruz. Marketten çıkınca bindiğin araban var ya işte o arabanın benzinini dışarıdan alıyoruz. Eve gitmek için trafik yoğunluğuna baktığın telefon var ya işte o telefonu da dışarıdan alıyoruz. Eve vardın mı ha işte o evin yapımında kullanılan inşaat malzemelerini de dışarıdan alıyoruz. Bilgisayarını açtın dosya göndermen lazım o bilgisayarı da dışarıdan alıyoruz. Hava biraz serinledi kombiyi açalım mı? Açalım da eee doğalgaz da dışarıdan…Daha niceleri…

Şimdi hala nolmuş dışarıdan alıyorsak paramız var ki verip alıyoruz diyorsan üzüleceğin detay geliyor. Biz bunları dışarıdan alırken dolar ile euro ile alıyoruz. Kur yükseldiğinde ise bu aldıklarımızın hepsinin maliyeti artıyor.

Ama senin maaşın bu hızda artmıyor işte…o zaman alım gücün düşüyor. Geçen sene sinema keyfi yapmak için marketten abur cubur alan Berkcan’ın sepeti 50 TL’ye mal olurken bu sene 72 TL olmuş. Üzgünüm Berkcan ya abur cuburlardan birini geri bırakacaksın ya da daha fazla ödemeye razı olup bütçendeki başka bir kalemden kısacaksın. Çünkü öğrencisin ve gelirin artmıyor, tabii normal bir öğrenci isen…

Kombiyi kıstık, market sepetini küçülttük, telefon eski(me)mişti onu değiştiremedik, bu seneki modaya uyamadık…bunun bir sonucu olmalı değil mi? bu kadar basit değil ekonomi ama aslında bu kadar da basit…şimdi bir milyon insanın her gün aldığı o bisküviyi almadığını düşünün…o bisküvi markası bir süre sonra üretim hatlarından bazılarını kapatmak zorunda kalır, işçilerin bazılarına ücretsiz izin verir ya da işten çıkarır. Oldu mu sana çifte sorun…Bisküvi fabrikasında işten çıkarılan Berkcan’ın babası ona harçlık gönderemez. Berkcan artık film keyfi yapmak için market alışverişi de yapamaz.  Kısır döngü halkaları giderek derinleşiyor. Sonunda ekonomi küçülür, daralır artık rakamlar neyi gösterirse, bilinen tek bir şey var vatandaş sıkıntıya düşer. Hep böyle mi kalır peki? Hayır elbette her krizin bir çıkışı vardır. Ama bu süre içerisinde halledilmesi gereken sorunlar da büyür.

İşte dışarıya bağımlı isen ithalat kültürü yerleşmiş ise en ufak bir ekonomik krizde, şokta başımıza bunlar gelir. Aslında tüm suç dolarda değil, suç ithal çanta kullanan Merve’de de değil…Bunlar her ekonomide olan şeyler, eğer bir suçlu arıyorsak o da üretmemektir…

Orta direk neden tasarruf edemiyor?

Asgari ücretin 2020 yılı itibari ile 2.325 TL olduğu ülkemizde yaklaşık 7 milyon hanenin açlık sınırında yaşadığını düşünürsek bu hanelerin tasarruf yapmasını zaten bekleyemeyiz. Asgari geçim şartlarını sağlayamayan, yeterli beslenemeyen, kaliteli sağlık hizmeti alamayan, kaliteli giyinemeyen, sosyal ve kültürel faaliyetlere bütçe ayıramayan milyonlarca insan var ülkemizde. İnsanca yaşamak sadece barınmak, yemek ve güvenlikten ibaret değildir. İnsan artık şehirde, teknoloji ile iç içe…Hal böyle olunca asgari ücretli de telefon almak, internete bağlanmak istiyor. Çocuğu sinemaya, tiyatroya gitmek istiyor.  Bu ortamda düşük gelirli bireylerden ancak tasarruf etmesi değil borçlanmaması beklenebilir.

Peki maaşı artan bireylerde durum nasıl? Orta direk denilen bu kesim de pek tasarruf edemiyor. Tüketimin bu kadar insan beynini uyardığı bir dönemde yaşıyoruz. Bir birey ele alalım.

Zeynep hanım özel sektörde çalışan bir beyaz yakalı, üniversite mezunu bir orta düzey yönetici. 5 yıl önce işe ilk girdiğinde 2.000 TL maaş alıyordu. Kredi kartı kullanmaya o dönemde başlamıştı. Aradan geçen zamanda Zeynep Hanım üç kez terfi aldı. Şu an 8.000 TL maaş alıyor. Bu maaş, Türkiye şartlarında iyi bir seviye sayılabilir. Ancak Zeynep Hanım hala tasarruf edemiyor. Çünkü işe ilk başladığında evini bir arkadaşı ile paylaşmak durumunda idi. Bu kira giderini epey kısıyordu. Ev arkadaşı evlenince yalnız başına kira ödemeye başladı. Zeynep hanım artık daha çok dışarıda yemek yiyor. Tiyatroya gidiyor. Telefon faturası daha yüksek, önemli görüşmeler yaptığından kendini daha iyi giyinmek durumunda hissediyor, sık sık tatile çıkıyor.

Bu profil size tanıdık geldi mi? “Ay şekerim gelen gidiyor bende yine para yok” lafını daha önce duydunuz mu? Çevrenizde mutlaka böyle biri vardır.

Beyaz yakalı plaza çalışanlarının en büyük handikabı budur maalesef. Çok yoğun stresli bir iş hayatı ile kendilerini şımartmak adına türlü türlü harcamalar yaparlar. Harcama yaptıkça borçlanır, borçlandıkça işten çıkarılma korkusu yaşar, korkuyu yaşadıkça daha çok alışveriş yapar. Bu bağımlılık böyle sürer gider.

Elbette gelir seviyemiz arttıkça yaşam kalitemizi yükseltmek hakkımız. Ancak yaşam kalitesi sadece daha iyi giyinmek ile, daha pahalı restoranlarda yemek yemekle sağlanmaz. Hiçbir hobisi olmayan kişilerdeki alışveriş bağımlılığının daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz?

İndirime giren bir ürünü belki bir gün lazım olur diye aldığınız günü hatırlıyor musunuz? Daha havalı hissetmek için 200 TL’ye alınan tenis raketi, 1000 TL’ye boyatılan saçlar, sosyal medyadan alınan ve sonu hüsranla sonuçlanan türlü türlü kozmetik ürünleri…

Ya bir hevesle üye olduğumuz spor salonları… Hem ekonomik olsun diye yıllık üyeliği tercih etmiştiniz değil mi? Yapılan araştırmalar belirli bir süre için sınırsız kullanım hakkı tanıyan üyeliklerin çoğunun verimli kullanılmadığını gösteriyor.

Yılın en uzun günü, en kısa günü, en berbat günü, en en en…diye uydurulan indirim günlerinde aldığınız ürünlere bir göz atın…Hangilerini sık kullanıyorsunuz, iyi ki almışım dediğiniz ürün sayısı sandığınızdan daha azdır.

Mutluluğu arıyor bulamıyoruz, satın almaya çalışıyoruz ancak ona erişemiyoruz. Yaptığımız alışveriş bize en fazla eve gidene kadar haz veriyor. Sonra? Sonrası bir tane daha…

Yaptığınız alışverişlerin bir kısmının “duygusal” olduğunu biliyor musunuz?

Hani bir reklam var ya “olmasaaa daaa olurrrr”…diyor. Gerçekten şu tüketim furyası içinde satın aldığımız o kadar çok şey aslında olmasa da olur ki…

Alışverişte 10 saniye kuralını duymuşsunuzdur belki…

Almaya niyetlendiğiniz ürünü kasaya götürmeden önce kendinize şunu sorun:

“Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

Eğer cevabınız “hayır” ise onu usulca bırakın ya da gezindiğiniz o alışveriş sitesinden çıkın😊

Cevabınız “ama indirime girmiş” ise derin nefes alın ve 10 saniye bekleyin. Ve soruyu tekrar sorun kendinize. “Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

Hangi maaş seviyesinde, hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın bir sermayedarın çalışanı olduğunuzu unutmayın. Özel sektörde çalışan orta ve üst düzey yöneticilerde bu yanılgı çokça yaşanır. Şirket özel araç verir, bilgisayar ve telefon verir. Tatile gönderir, yetki verir, unvan verir. Verir de verir…Sarhoş olursunuz. İşler iyi gitmediğinde şirketin küçülmeye gitmesi durumunda en çok maliyeti yüksek olan pozisyonlardan işçi çıkardığını unutmayın. Pozisyonuz ne kadar yüksekse iş bulma şansınız o kadar düşük olduğunu da unutmayın. Ve son olarak maaşınız iyi olsa da siz de bir işçisiniz.

Diyelim ki emekli olana kadar çok iyi bir pozisyonda çalıştınız. Bu işe ömrünüzü verdiniz. Ne kadar yüksek maaş almış olursanız olun SGK’dan emekli olduğunuzda alabileceğiniz maaşın kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurun.

Özetle, aktif çalışırken harcamaya sevk eden yaşam şartlarının garantili olmadığını bilmemizde fayda var. Her istediğinizi alarak tasarruf edemezsiniz. Olaylara “yarına çıkacağım belli mi?” şeklinde yaklaşırsanız daha kazanılmamış gelirinizi bankaya ipotek etmiş olursunuz. Allah gecinden versin ama matematiksel olarak yarına çıkmama olasılığınız %50 ise çıkma olasılığınız da %50’dir. Bugünü şimdiden yarın için harcamak ne kadar rasyonel?

Atalarımızın deyimiyle, su akarken testiyi doldur ki kesilince içecek suyun olsun…

Piyasanın Büyüsü

Geleneksel ekonomi bilimi, yatırımcıyı rasyonel kabul eder. Yani yatırımcının akıllıca hareket ettiğini savunur. 1960’lardan beri yapılan bilimsel araştırmalar durumun böyle olmadığını ortaya koydu. Buna göre insanlar kararlarında her zaman akıllıca davranmıyordu. Finansçılar ve iktisatçılar bu durumu insanların yatırım kararları için test ettiler. Orada da durum aynıydı, yatırımcılar her zaman akıllıca seçimler yapmıyordu. Böylelikle davranışsal finans geleneksel ekonomi biliminin rasyonel insan tezini çürütmüş oldu.

Yatırım yapan herkes en az bir kez kararlarında hataya düşmüştür. Piyasa profesyonelleri bile zannedilenden daha sık yanlış kararlar verirler. Çünkü insan denilen canlı bir robot değildir. Duyguları vardır. Bu duygular kararları etkiler. Örneğin, bir kez yatırım yapan kişinin kazansa da kaybetse de yine yatırım yapma istediği adrenalin hormonu salgılamasından kaynaklanır. Heyecanlanan insan, yine yatırım yapma eğilimine girer. Bilimsel araştırmalar yüksek risk alan insanın bu davranışından haz aldığını ve beynin verdiği tepkinin uyuşturucu kullanan insanlar ile aynı tepkiyi verdiğini tespit etmişlerdir.

Yatırımcıların finansal kararlarında etkili olan denklem, risk-getiri ikilisinin doğru orantılı olmasına dayanmaktadır. Yatırımcı, karar alırken öyle bir psikoloji içerisine girer ki, bilinen tüm portföy teorileri, makro- mikro göstergeler, temel-teknik analizler anlamını yitirir. Finansal olaylardaki karmaşıklık, iç içe geçen sebep-sonuç ilişkileri yatırımcıların rasyonaliteden uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Hal böyle olunca yatırımcı bir süre sonra rakamlardan, göstergelerden uzaklaşıp kendini piyasa uzmanının ya da “tüyo” verilebilecek bir tanıdığın ellerine bırakıverir. Şüphesiz ki yatırımcılar karar verirken çevresel faktörlerden oldukça fazla etkileniyor. Öyle ki, yapılan çalışmalarda yatırımcıların çevresel faktörleri dikkate aldıklarında yanlış veya çelişkili karar verdikleri görülmüştür.

Beklenti teorisinin mimarları olan Kahneman ve Tversky insandaki davranış kalıplarını iki yetersizliğe bağlıyor. İlki, duyguların akılcı karar almaya engel olması, ikincisi ise; insanların ne ile karşı karşıya olduklarını tam olarak bilememesi ve karar vermede güçlük çekmeleri. İktisadi modelde yatırımcıların tercihleri matematiksel doğrular üzerine oturtulmuştur. Oysa pratikte yatırımcının kararlarını etkileyen ekonomik olmayan durumlar sürekli bir değişim içerisindedir. Rasyonel olmayan davranış kalıpları piyasalar üzerinde önemli sayılabilecek durumdadır. Bunun nedenlerini yatırımcının kendine olan aşırı güveni, geçmiş yatırım deneyimlerine olan eğilim, pişmanlıktan kaçınma, inançta ısrar etme, dayak noktası belirleme gibi birçok psikolojik etken olarak gösterebiliriz.

Yatırımcının alım ya da satım kararı alırken içinde bulunduğu duygu durumu yatırımın geleceğinde önemli rol oynar. Örneğin, yatırım kararı verirken aşırı mutlu, mutsuz endişeli, sevinçli ya da panik olan yatırımcı duygularının etkisinde kalmış olabilir.

Yatırımcıların ekonomik olmayan davranış özellikleri birtakım davranış tiplerine dönüşebilmektedir. Bunlardan biri de sürü davranışıdır. Yatırımcıların kendi edindikleri bilgiler yerine başkalarından duydukları bilgilere göre davranmalarına davranışsal finansta “Sürü Davranışı” denilmektedir. Bu davranış tipi, finansal piyasalar tarafından istenmeyen bir durumdur. Çünkü, özelikle kriz dönemlerinde kaos ve söylenti ortamının yaratılmasında sürü davranışının olumsuz etkileri görülmektedir. Sürü davranış kalıbı, taklit davranışlar olarak da anılmaktadır.

Sürü davranışı bir anlamda, insan psikolojisinin temelinde yatan “kalabalığın yaptığının doğru olduğunun kabul edilmesi” durumudur. Ancak, bazı yapılan araştırmalar özellikle sermaye piyasalarında kalabalığın yaptığı davranışın tam tersinin yapılması durumunda daha karlı olunacağını ortaya koymaktadır. Bu anlamda karşımıza şu soru çıkmaktadır: “Yatırım yaparken sürüyü takip etmeli miyim etmemeliyim?” Bu sorunun cevabını vermek oldukça zor. Çünkü her iki yolun da %100 doğru bir cevabı yok. Bilinen şu ki, kalabalık her zaman doğruyu göstermez, hatta finansal piyasalarda genellikle yanlışı gösterir. Çünkü piyasalar globaldir ve piyasaları yöneten görünmeyen güçler vardır.

Piyasa ile inatlaşmamak en iyisidir. Piyasa kendi kendine yolunu bulan bir mekanizmadır. Bazen her şeyi takip ettiğinizi düşünürsünüz ama kaybedersiniz. İşte buna “piyasanın büyüsü” deriz.