Hayatını gözden geçirerek tasarrufa ilk adımı at!

Tasarruf etmek için hayatımızda neleri gözden geçirmeliyiz?

İster sabit yani düzenli gelirli isterse düzensiz gelirli bireyler olalım tüketim konusunda dikkat etmemiz gereken bazı konular var.

Öncelikle gelirimize uygun bir yaşam tarzı belirlemek ile başlayabiliriz. Çevrenizde yaşam standardı sizden yüksek olan kişiler mutlaka olacaktır. Buna karşın bu kişilerin çok mutlu olduğunu da söyleyemeyiz. Araştırmalar gösteriyor ki alışılmış yüksek yaşam standardı bir süre sonra kişiye normal geldiği için mutluluk vermiyor. Aksine gelir kaybına uğradığında acı veriyor. Bu nedenle eğer çok büyük bir servetin sahibi değilsek bütçemizi kontrol altında tutmayı bilmek yarın için yapılabilecek önemli bir yatırımdır.

  • Gelirimize uygun bir yaşam tarzı belirlemek…

Ev ile iş arasındaki mesafeyi ayarlamak her zaman mümkün olmayabilir. Büyükşehirde yaşıyorsanız zor bile diyebiliriz. İstanbul’u örnek verecek olursa yüzlerce insan her sabah işyerine ulaşmak için dakikalarca yolda zaman kaybediyor. Evinizin Anadolu yakasında işinizin ise Avrupa yakasında olduğunu düşünelim. Böyle bir bireyin yaşam kalitesini yükseltmek için bazı kararlar alması gerekebilir. Her gün sabah ve akşam yolda kaybedilen zaman, enerji ve maliyet; ikamet ettiğiniz semte olan bağlılığınızın önüne geçiyorsa ve işinizden en azından bir süreliğine ayrılmayı düşünmüyorsanız evinizi işinize yakın olacak şekilde taşımanız mantıklı olacaktır.

Zaman satın alınmayacak birkaç şeyden biridir. Ünlü iktisatçı John Maynard Keynes’in “Uzun vade kavramı olaylara bakışımızı yanlış yönlendirir. Çünkü uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.” Sözünden yola çıkarak bugüne odaklanmak hem yaşam kalitemizi hem de bütçemizi olumlu etkileyebilir. En azından denemekte fayda var.

Çok sevdiğiniz semtte emekli olunca ya da işinizi o semte yaklaştırma imkanı bulunca ömrünüzün sonuna kadar oturma imkanına sahipsiniz. Ancak her iş günü ulaşım için ortalama 3 saat zaman harcayan biri için bu haftada 15 saat, kabaca ayda 60 saat, yılda 720 saat yapacaktır. Ulaşımda harcanan enerji de eklenince dayanılmaz bir hal alabilir. Bir de kendi aracınız ile ulaşım sağlıyorsanız teklifimi bir kez daha düşünmenizi tavsiye ederim😊

Yapılan bilimsel araştırmalara göre, yaşam kalitesi düşük ve stresli bir hayatı olan bireyler diğerlerine göre daha fazla tüketmektedir.

 Yaşamda köklü değişiklikler içeren kararlar almak kolay değil. Ancak bazen daha iyi diye nitelendirdiğimiz tercihlerimizi gözden geçirmemiz gerekebilir.

  • Araba sahibi olmak…

Araba sahibi olmanın hem ekonomik hem de duygusal yönleri vardır. Ülkemizde ticari olmayan amaçlar için bireyler genellikle şu sebepler ile araç sahibi olmaktadırlar.

Acil bir durum olduğunda kendini daha güvende hissetmek için,

Düğün, nişan, gezi, tatil gibi durumlarda konfor için,

İşe gidip gelmek için,

Az bir kesim de olsa yatırım için,

Toplu ulaşım ile seyahat etmek için araç sahibi olmaktadır.

Bir arabaya sahip olduğunuz zaman ödemeniz gereken bazı yükümlülükleriniz bulunmaktadır. Trafik sigortası, kasko, motorlu taşıtlar vergisi, muayene ücretleri, bakım masrafları bunlardan ilk akla gelenlerdir.

Ülkemizdeki vergiler ve yüksek benzin fiyatları göz önüne alındığında eğer gerekmiyorsa araba sahibi olmanın avantajının pek olmadığını söylemek mümkündür.

  • Tatiller

Kapitalist sistem, bireyleri tüm yıl çalıştırıp tatil yapabilmesi için de çalışarak kazandığı gelirinin bir kısmını tekrar sisteme yükleyen bir mekanizma…Elbette tatil yapmalıyız. Bilimsel çalışmalar, tatil yapan bireylerin çalışma performansındaki artışın gözle görülür derecede arttığını ortaya koymaktadır.

Mesele tatil yapmak değil…Mesele, tatil denildiği zaman zihnimizde oluşan planın bütçemizi aşan, toplumun sürü psikolojisi ile ayak uydurduğu, 5 yıldızlı otellere kapanıp açık büfe, havuz ve animasyon ekibinden ibaret olması…Bu tür tatiller bazı insanlar için ideal olabilir, sonuçta bir tercihtir. Buna karşın her kesme uygun olmadığı da açık. Bu tür tatillere birçoğumuz en az bir kez gitmiştir, ruhsal açıdan dinlendiniz mi? Yoksa bir haftalık tatilde aklınızda sürekli döndüğünüzde yine iş var düşüncesi mi meşguldü? Eğer bu düşünceyi siz de kendinizde test ettiyseniz bu tür tatillerin ödenen bedellerin karşılığını alamadığınız hizmetler olduğunu anlamışsınızdır.

O halde ne yapalım? Evde mi oturalım dediğinizi duyar gibiyim…Tabiki hayır. Dinlenmek sadece hiçbir şey yapmadan size hizmet edilmesini beklemek demek değildir. Tatiller, iş yaşamının baş döndürücü döngüsünden vakit bulamadığınız ama aklınızda hep var olan düşüncelerinizi hayata geçirmek için mükemmel zamanlardır. Uzun zamandır okumak isteyip de okuyamadığınız kitapları okumak zihninizi temizleyebilir. Yazmak istediğiniz bir deneme yazısı, gezmek istediğiniz müzeler, başlamak istediğiniz bir spor ya da sanat dalına dair kurs, geliştirmek istediğiniz yabancı dil, hatta öğrenmek istediğiniz ikinci bir yabancı dil (çünkü hepimiz çok iyi İngilizce biliyoruz zaten😊bunlara örnek olarak verilebilir.

Aslında tatil dönemlerinde insan kendine dönmek ister, kendini gerçekleştirmek için bir fırsat dönemi olabilir. Bunu en az bir kez denemenizi tavsiye ederim. Tatil dönüşü yeni kararlar aldığınızı, çok daha dingin ve azimli bir çalışma temposuna döndüğünüzü göreceksiniz. Hatta kendinizi ofiste ya da arkadaşlarınızdan otel tatiline gitmiş biri ile kıyaslayıp aradaki farkı görebilirsiniz.

Elbette her yıl 5 yıldızlı otelde tatil yapmaktan haz alan insanlar da vardır. Burada bahsettiğim şey, bu tatillerden sağlanan marjinal faydadır. Bu tip bir tatile ilk gittiğinizde eğlenceli gelebilir. Bazen ikinci ve üçüncü de olabilir. Ancak unutmayın bir birey çalışma hayatı boyunca en az 40 yıl çalışıyor. Her yıl tatil yapma isteği olacağına göre aslında bazı alışkanlıklarımızın düşündüğümüz kadar mutlu etmediğini anlamamız hem ekonomik açıdan hem de psikolojik açıdan fayda sağlayabilir.

Faizler yükseldiğinde yatırımlar neden daralır?

Birsel Hanım bir pastane açmayı düşünüyordu. Genç biriydi, haliyle birikimi yoktu. Pastaneyi açması için kredi çekmesi gerekiyordu. Ancak dolar şoku ile faizler artmış, bankalar eskisi gibi davranmıyordu, herkese kredi vermez olmuştu. Birsel Hanım hayalindeki pastaneyi açmak için hayallerini ertelemek zorunda kalmıştı. Tabii Birsel hanımın hayalleri ertelenince kiralayacağı dükkân boş kalmıştı, yanına alacağı çırak da işsiz…

Birsel Hanım sadece bir örnek, kriz zamanlarında girişimcilik hayallerini erteleyen binlerce kişi olur ve ekonominin çarkları dönmemeye başlar. Mevcut şirketler ise satış yapamadığından ödemelerini yapamaz ve yeterince güçlü olmayanlar ayakta kalamaz.

Diğer yandan bir de harcamalar tarafı var tabii… borçlanmayı çok seven bir millet olduğumuzdan yarını beklemeden bugün sahip olma güdümüz ile tüketici kredisi ve kredi kartları gibi finansal borçlara olan talebimiz oldukça fazla. Faizler arttığında kredilere olan talep de azalmaktadır. Hem krediler hem de yatırımlar azaldıkça ekonomi küçülür.

Ekonomi birbirine bağlı zincirleme olaylardan oluşur. Bir ekonomide faizler yüksek ise risk primi yüksektir. Yani o ülkede bir şeyler yanlış gidiyordur. Bir yerlerde hata yapılmıştır, yoksa faiz kendi kendine artmaz. Ülke ekonomisini bir insan vücuduna benzetirsek ateşi yükselen bir vücutta organlar zorlanır, vücutta isyan çıkar. Tüm etkiler birbirini takip eder. Faiz de ekonominin ateşidir. Ateşi düşürmeden tam olarak iyileşme zordur. Hem üşüyen hem ateşi olan bir hastaya soğuk duş aldırmazsanız ateşi daha da yükselir. Faiz konusunda zamanında müdahale gerekir. Zamansız, erken faiz indirimi ya da geç kalınmış faiz artışının etkisi daha az olmaktadır. Ancak diğer taraftan bir de enflasyon var. Enflasyon yüksek ve faizler de yüksek ise (şu an içinde bulunduğumuz durum) tedavi daha zordur.

Borsada hissenin güvenilirliğini nasıl anlarım?

Borsada uzun ya da kısa vadeli olarak bir şirketin hissesine yatırım yapmadan önce şirketin karnesi diye nitelendirebileceğimiz bazı özelliklerini mutlaka bilmeliyiz. Hissenin sadece adını, hangi işi yaptığını bilerek o hisseye yatırım yapmak paranızı çöpe atmaktan farksızdır. Üstelik bu hisse ile ilgili bilgileri mahalledeki manavdan, berberinizden ya da altın günündeki arkadaşınızdan duyarak edinmeniz de risklidir. Çünkü bilgi kulaktan kulağa dolaştıkça ya eksilir ya da yanlış bilgi haline dönüşür.

Artık teknoloji çağındayız ve bir şirketin bilgilerine ulaşmak oldukça kolay…

Borsa İstanbul’daki tüm hisselerin bilgilerinin duyurulduğu “Kamuyu Aydınlatma Platformu” (KAP) bunun en güzel örneği…Diğer yandan borsaya açık tüm şirketlerin belirli dönemler halinde yayımladığı faaliyet raporlarından da tüm bilgilere erişilebilir. Ek olarak bu bilgileri yorumlamak da son derece önemli tabii…Aracı kurumların birçoğunda araştırma bölümleri var ve bu bilgileri belirli aralıklarla ücretsiz olarak bültenler halinde yayımlıyorlar. Yeter ki bilgiye ulaşmak isteyelim…

Teknoloji bilgiye ulaşmada hızlı ve kolaylık sağlayıcı bir aracı oldu. Ancak zararları da yok değil…Bu kadar bilginin içerisinde eksik, hatalı olanlar da mevcut elbet…Bilgi kirliliğinin olduğu ortamda bireysel yatırımcının sıkıntısı da başlıyor maalesef…Nereden edinirseniz edinin bilginin kaynağına inin, en saf ve en yorumsuz hali ile bilgi oradadır. Yani KAP’ta, yani faaliyet raporlarında…

İlgilendiğiniz şirketin web sayfasına girdiğinizde mutlaka bir yatırımcı ilişkileri köşesi görürsünüz. Orada şirkete dair özet veriler, raporlar ve haberler yer alır. Buralar, şirket hakkında bilgi toplamanız için oldukça zengin bir alandır.

Diğer yandan borsalarda belirli endeksler oluşturulmuştur. Bu endekslerde genellikle en çok işlem gören hisseler mevcuttur. En çok işlem gören hisseler aynı zamanda yatırımcının en çok talep ettiği yani en çok güvendiği hisselerdir diyebiliriz. Mesela BIST-100 endeksindeki şirketler genellikle iyi şirketlerdir. BIST-30 endeksindekiler de en iyileridir. Yatırımcılar genellikle kendileri daha güvende hissetmek için markası güçlü hisselere yönelirler.

Bazı hisseler kıyada köşede kalmıştır. Hisse ile ilgili bir asılsız bir işlem ya da haber dolaşıyor olabilir. Önce hissenin karlılığı, yatırım potansiyeli, satışları ya da ortaklık durumuna bakmak gerekir. Eğer çok vahim durumda ise muhtemelen manipülasyona maruz kalmıştır. Yani birileri hisse ile oynuyordur. Bu bir suçtur. Bunun farkına varmayan bireysel yatırımcılar hisseyi aldıktan bir süre sonra hisse birden düşmeye başlar. Piyasadakiler buna “keriz silkelemesi” derler.

Rengi güzel diye aldanıp bilmediğiniz sularda yüzmeyin…

Reel Getiri Nasıl Hesaplanır?

Yatırımda esas alınması gereken “reel getiri”dir. Bunu bir örnek ile açıklayalım…

Bankaların yıllık mevduat faiz oranının %25 olduğu bir ülkede enflasyon %20 ise yatırımcının elde ettiği gerçek getiri (reel getiri) ne olacaktır?

                              1+ Nominal Getiri (Banka Faiz Oranı)

1+ Reel Getiri = ———————————————–

                                                1+ Enflasyon Oranı

Bu formüle göre hesaplama yaparsak;

1+ R = 1,25 / 1,20

1+R = 1.042

R= 0.042 = %4,2 olacaktır.

Örnekte de görüldüğü üzere %25’ten bankaya yatırdığımız faiz oranı enflasyon hesaba katılmadığında oldukça cazip görünmektedir. Buna karşın, enflasyon sebebi ile yatırımcının aslında getirisi %4,2’de kalmaktadır.

Bu noktadan hareketle, tasarrufunu evde, cüzdanında ya da vadesiz mevduatta tutan, yani hiçbir yatırımda değerlendirmeyen yatırımcılar enflasyondan negatif etkilenmektedirler. %20 enflasyon olan bir ekonomide 100.000 TL biriktiren bir yatırımcının tasarrufunun alım gücü de %20 düşmektedir.

Özetle, yatırımcılar tasarruflarını enflasyona karşı korumalıdır.

Finansal okuryazarlık konusundaki çalışmalarıma kısa videolar ile temel ekonomik kavramları açıklama faaliyetini de ekledim. Profesyonelce olmasa da kendimce ekonomik ve finansal kavramları 1-2 dakikada açıklamaya çalışıyorum.

Aşağıda reel getiriyi anlattığım videonun linki de burada…

https://www.youtube.com/watch?v=LknKwFj-VDE

Negatif Getiri Nedir?

Ekonomilerde bazen negatif getiri durumuna rastlanabilir. Negatif getiri, yatırım araçlarından sağlanan getirinin enflasyonun altında kalmasıdır. Yani, yatırımcı yatırım araçlarında tasarrufunu değerlendirse bile, enflasyona karşı tasarrufunun değerini koruyamamaktadır.  Enflasyon ile faiz arasındaki makas 2009 yılından sonra iyice daralmıştır. Bu durumda bireyler, TL varlıklardan memnun kalmayarak dövize yönelirler.

Ulusal parada negatif getiriye maruz kalan tasarruf sahipleri, ulusal para yerine yabancı paralara yatırım yapmaya eğilimli olurlar. Bu durum ülkemizde Dolar ve Euro gibi konvertibl dövizlere olan talebi arttırır. 2002 yılında eşitlenen döviz ve TL mevduat oranları, 2018’de yaşanan kur şokları sonucu yeniden eşitlenme noktasına geldi. 2020 itibari ile de %50’yi geçmiş durumdadır. 

Temel Analiz mi Teknik Analiz mi?

Finansal yatırımlarda teknikçiler ve temelciler birbirinden genellikle hazzetmezler. Teknikçiler yatırımın günler itibari ile değişen fiyatlarının seyrine bakar, bunları bazı şekillere benzeterek tahmin yapar. Tıpkı falcılık gibi…Ama içi boş değildir bu yöntem, piyasada işlem yapanlar bilirler ki gerçekten çoğunlukla tutar bu tahminler…Teknik analiz, tarih tekerrürden ibarettir varsayımı üzerine kurulmuştur.

Oysa temel analiz daha zahmetli, gerçek rakamlar üzerinden yapılan yorumlara dayanır. Temel analizde ilk önce dünya ve ülkenin ekonomik durumu incelenir. Daha sonra hangi sektör ile ilgileniliyorsa o sektörün analizi yapılır. Sektördeki şirketler ve pazar payları, yatırım ve karlılık durumları, satış potansiyeli gibi unsurlara bakılır. Son olarak da yatırım yapmayı düşündüğümüz şirketin satış, Pazar payı, yatırımları ve karlılık durumları incelenir. Genelden özele giden bir araştırma metodu ile temel analiz yapılmış olur. Temel analiz, şirketi ve sektörü tanımak için önemlidir.

Ama dedim ya zahmetlidir de…Akademisyen olmadan önce finans sektöründe 3 yıl çalışmıştım. İlk çalıştığım ve 10 ay dayanabildiğim yer bir aracı kurumun araştırma bölümü idi. Bu bölümde portföyü yüksek müşterilerin istediği araştırmaları da yapıyorduk. Öyle hemen rapor yazmak mümkün değildi. Önce haftalarca piyasayı hiçbir şey anlamadan saf saf inceliyorsunuz. Ama sonunda birden bir şey oluyor ve her şey netlik kazanıyor. Tuhaf bir büyüsü var piyasanın anlayacağınız. Neyse bekliyorum müdürümün rapor hazırla demesini…Bir gün beni çağırdı ve en önemli müşterilerden birinin BİM raporu istediğini söyledi. Ben heyecanla araştırmaya başladım. Bu sırada yüksek lisans da yaptığım için her şeyi akademik bir ruhla yapmaya çalışıyorum tabii…3 günün sonunda raporu tamamladım ve müdürüme gösterdim. İstersen müşteriye kendin ver raporu dedi. Hala öyle mi bilmiyorum ama o zamanlar VIP müşterileri dedikleri böyle varlıkları beylerin (hiç bu tarz bir kadın yatırımcı görmedim) çalışma odaları olurdu. Neyse kapıyı tıklattım girdim odaya. Raporu sundum ama adam şaşırdı. Hatırlamadı bile raporu isteyip istemediğini. “BİM mi ooo o kâğıt patladı” demez mi…İlk defa o gün anladım piyasanın nasıl bir işleyişi olduğunu…Üzülmüştüm tabi, günlerce uğraş, didin ve rapor çöp olsun.

Türkiye’de insanlar birden zengin olmak istiyor. Yatırımda sabırsız ve bilgisiz. Benden rapor isteyen müşteri daha temel analiz ne demek onu bile bilmiyordu. İstediği tek şey alayım mı satayım mı ve hangi fiyattan olsun bu alış satış…Müşterinin istediği aslında teknik analizdi…Temel analiz bugünkü yarınki fiyat değişimi hakkında bilgi sunmaz. Şirketin ve sektörün karnesidir bu analiz. Şirketi tanımadan yatırım yapmak trafik ışıklarına bakmadan araç kullanmaya benzer…Bir yerde kaza yaparsınız…

Diğer yandan piyasa çok hareketli, yatırımcı sabırsız…sadece temel analiz ile de karar vermek uygulamada zor gibi. Bu nedenle teknik analizi de dikkate almak gerekir.

Temel ve teknik analiz birbirlerinin rakibi değil tamamlayıcısıdır. Tıpkı kadın ve erkek gibi…Uzun vade için temel analizi, kısa vade için teknik analizi dikkate alırsak çok daha güvenli bir yatırım süreci oluşur.

Son söz, Temeli güvenli bir hissenin tekniği ile ilgilenin…

Dünyanın Sekizinci Harikası: Bileşik Faiz

Faiz, bankalara yatırdığınız birikimleriniz karşılığında aldığınız, bankalardan finansal kaynak temin ettiğinizde ödediğiniz bir tür kiradır. Kredi kullanan için zamanı satın almaktır, yaratılan kaynak için ödenen bedeldir. Mevduat sahibi için parayı kiralamaktır.

Faizin olduğu bir ortamda “Bugünkü bir TL yarınki bir TL’den daha değerlidir.” Bir ülkede enflasyon beklentisi ne kadar yüksekse, faiz oranları da o kadar yüksek olur.

Faiz, hesaplanış şekilleri açısından ikiye ayrılır. Bunlar basit ve bileşik faiz yöntemleridir. Basit faiz, sadece anapara üzerinden faiz hesaplaması yapılan yöntemdir. Bileşik faiz ise anapara ve faiz toplamı üzerinden faiz işlemesini ifade eder.

Formüller ile gösterirsek;

Basit Faiz= Anapara X Faiz Oranı X Vade

Bileşik Faiz= Anapara x [(1+ Faiz Oranı)vade-1]

Bu formüllerdeki faiz oranları yıllık bazdadır. Piyasada hesaplamalar genellikle aylık ya da kırık vade dediğimiz günlük vadeden hesaplanır.

Mevduatlarda bir yıl 365 gün, kredi faizi hesaplamalarında 360 gün olarak hesaplanır.

Dilerseniz bir örnek çözerek konuyu pekiştirelim…

100.000 TL 2 yıllık vadeli mevduat hesabına %12 net (vergi sonrası) faizden yatırıldığı takdirde faiz geliri ne olur?

Çözüm

Dönem Faizi = 100.000 TL* (0.12*2) = 24.000 TL

Aynı soruyu bileşik faize göre hesaplarsak;

100.000 x [(1+0,12)2-1] = 100.000 x 0,2544= 25.440 TL buluruz.

Basit ve bileşik faiz arasındaki fark, vade arttıkça açılmaktadır. Gerçekten Einstein’in dünyanın sekizinci harikası dediği kadar var.

Bunu bir grafikle göstermek istedim. 100.000 TL’si olan bir kişi basit faizden yatırımını değerlendirirse, yani halk tabiri ile bankadaki paranın faizini sürekli yerse, grafikteki yatay hareket karşımıza çıkıyor. Aslında grafikte yatay göründüğüne bakmayın, bileşik faizin yıllar geçtikçe kar topu gibi büyümesinden öyle görünüyor. 100.000 TL 20 yıl sonra basit faize göre 500.000 TL olurken bileşik faize göre yaklaşık 4 milyon TL olmaktadır. Yani bugün 100.000 TL’nizi %20 faizden 20 yıllığına bankaya yatırır ve hesaptan hiç para çekmezseniz 20 yıl sonra 4 milyon TL’niz olur. Tabi burada faizin değişmediği varsayılmış ve enflasyon etkisi hesaplanmamıştır. Bu faktörler işin başka bir boyutu…Bu grafiği koymaktaki amacım basit ve bileşik arasındaki muazzam farkı göstermek…

Bileşik faiz öyle bir şeydir ki ne kadar erken yaşta başlarsanız ileride o kadar büyük bir meblağa ulaşırsanız. Sizce 20-30 yaş aralığında mı 10 yıl bankaya para yatırmak ve hiç çekmemek mi mantıklıdır yoksa 30-70 yaş aralığında 40 yıl mı?  (Evans – Telegraph: 2014)

Bu sorunun cevabı başta 40 yıl gibi görünebilir. Ama vadenin gücünü unutmayın…Cevap 10 yıl boyunca daha erken yaşta yatırım yapmaktır. (Burada birikime hiç dokunmama konusu çok önemli, birikimi bozarsanız büyü bozulur)

Risk-i Memnu

“Bir aya varmaz parayı ikiye katlarmışız Kadir abi öyle dedi”

“Dolar yükselecekmiş kanka, 10 olur diyorlar.”

“Bitcoine şimdi yatırdığımız 1.000 TL 5 yıla varmaz ev alırmış”

Bu şehir efsanelerine rastlamış ya da birinden duymuşsunuzdur.

Böyle bir beklenen getiri varsa ve bireysel yatırımcıysanız oradan hızla uzaklaşın, çünkü aldığınız risk çok çok yüksektir.

Bir yatırımı getiri beklentisi ile yapar, karşılığında risk üstleniriz. Finans kitaplarının altın cümlelerinden biri de “Risk ile beklenen getiri arasında pozitif ilişki vardır.” ifadesidir. Yani burada ne kadar çok getiri bekliyorsan o kadar çok risk alırsın ya da almalısın ifadesi yatmaktadır. Teoride böyle olsa da bazen bu ilişki birebir değildir. Bazen piyasa yükselişteyken, ülke ekonomisi iyi göstergelerle ilerlerken yaptığınız finansal yatırımın riski düşen piyasada yaptığınız riskten daha düşüktür. Buna karşın beklenen getiriniz aynı kalabilir.

İster ekonomi derslerinde ister finans derslerinde olsun yapılan tanımlamalar, durumlar teoriktir, ceteris paribus dediğimiz, diğer koşullar sabitken, belirli varsayımlar altında yapılır. Genellikle gerçek hayat piyasa ile uyuşmaz.

Finansal risk, beklenen getiriden sapmadır. Örneğin düşük riskli olarak kabul edilen devlet tahvili alan yatırımcı enflasyonun yükselmesi sebebi ile beklediği reel getiriyi sağlayamayabilir. Ya da hisse piyasasında yeni ihale almış ülkenin önde gelen şirketlerinden birine yatırım yapan kişi, şirketin şüpheli bir olaya karışması nedeni ile hisse fiyatları alt üst olur ve zarar edebilir.  

Şöyle düşünelim, A yatırımcısının bir bankaya yatırdığı mevduat 150.000 TL’ye kadar devlet garantisi altındadır. Riski düşük kabul edilir. Ancak genellikle reel getirisi yani enflasyondan arındırılmış getirisi düşük kalmaktadır. A yatırımcısı için risk bankanın batmasıdır ve banka batarsa da belirtilen miktara kadar sigortası vardır. Getiri azdır ama risk de azdır. Diğer yandan B yatırımcısı döviz almıştır. Yükseleceğini beklemektedir. Döviz hareketlerine baktığımızda son dönemlerde ciddi dalgalanma meydana gelmiştir. B yatırımcının beklentisi büyüktür ancak serbest piyasa ortamında dövizin yönünü tahmin etmek çok da kolay değildir. B yatırımcısının beklediği getiri yüksek ama riski de yüksektir.

O nedenle özü itibari ile “bedava peynir sadece fare kapanında olur”

İnsan riskten kaçar, getiriye koşar. Sizce hangisi daha çekici? (Birimler aynı)

  • Yüksek getirili yüksek risk mi?
  • Yüksek riskli yüksek getiri mi?

Deneysel çalışmalarda genellikle insanlar birincisini tercih ediyor. Çünkü vurgu getiride. Beyin böyle bir saçma bir mekanizma işte…

Mesela riskin çok yüksek olduğu getirinin milyonda bir olduğu yatırım da vardır. Piyango bileti bu tanımı ne güzel karşılıyor değil mi? Kazanmanın çok düşük bir olasılık olduğunu bildiğimiz halde ödediğimiz bilet parasının hayal kurmak için iyi bedel olduğunu düşünen beynimizin bir oyunudur aslında bu…

Temel Finansal Bilgi Ölçme Testi

Aşağıdaki 25 soruyu cevaplamaya çalışın, cevaplar sayfanın sonundadır. Bakmadan yapmanız gerçek sonuca ulaşmanızı sağlar. 

1. Mevduat hesabınıza verilen faiz oranı %18 iken enflasyon oranı %20 ise; bir yıl sonra bugünkü bir üründen ne kadar satın alabilirsiniz?
a. Bugünden fazla
b. Bugün ile aynı
c. Bugünden az
d. Bilmiyorum

2. Tahviller, hisse senetlerinden daha risklidir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

3. 10,20 yıl gibi uzunca bir zaman diliminde normal şartlar altında aşağıdaki varlıklardan hangisi genellikle daha çok getiri sağlar?
a) Tasarruf Hesabı (Mevduat)
b) Hisse senetleri
c) Tahviller
d) Bilmiyorum

4. Zaman içerisinde en yüksek dalgalanmayı hangi varlık gösterir?
a) Tasarruf Hesabı (Mevduat)
b) Hisse senetleri
c) Tahviller
d) Bilmiyorum

5. Bir yatırımcı birikimini farklı varlıklara yatırırsa, kaybetme riski ne olur?
a) Çıkar
b) Düşer
c) Aynı kalır
d) Bilmiyorum

6. Hisse ağırlıklı yatırım fonu tercih edilirse, başlangıçta yatırdığım 10.000 TL bir süre sonra 10.000 TL’nin altına düşebilir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

7. Yatırım fonu demek, içerisinde birden fazla yatırım aracının bulunduğu bir sepet demektir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

8. Bankalardan aldığımız kredilerde vade uzadıkça kredinin maliyeti artar.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

9. Risk almak istemeyen bir yatırımcı için aşağıdakilerden hangi seçenek daha doğru olacaktır?
a) Hisse senedi – Döviz – Altın
b) Hisse senedi – Tahvil – Mevduat
c) Altın – Tahvil -Yatırım Fonu
d) Yatırım Fonu -Altın -Hisse senedi
e) Yatırım Fonu -Mevduat – Tahvil
f) Bilmiyorum

10. Riski seven ve yüksek getiri bekleyen bir yatırımcı için aşağıdakilerden hangi seçenek daha doğru olacaktır?
a) Hisse senedi – Döviz – Altın
b) Hisse senedi – Tahvil – Mevduat
c) Altın – Tahvil -Yatırım Fonu
d) Yatırım Fonu -Altın -Hisse senedi
e) Yatırım Fonu -Mevduat – Tahvil
f) Bilmiyorum

11. Borsa İstanbul’da kayıtlı bir şirketin hissesinden 100 adet aldınız. Bu şirketin;
a) Borçlusu olurum
b) Alacaklısı olurum
c) Ortağı olurum.
d) Bilmiyorum

12. 100.000 TL birikiminiz var. Riski dağıtarak yatırım yapmak için en iyi seçenek aşağıdakilerden hangisidir?
a) Hepsini altına yatırırım
b) Hepsini dövize yatırırım
c) Yarısını dövize yarısını mevduata yatırırım
d) 1/3 mevduata, 1/3 dövize ve 1/3 altına
e) Bilmiyorum

13. Bir işletmenin ihraç ettiği tahvile yatırım yaptığınızda;
a) Borçlusu olurum
b) Alacaklısı olurum
c) Ortağı olurum.
d) Bilmiyorum

14. Aşağıdaki finansal ürünlerden hangisi en riskli olanıdır?
a) Döviz
b) Altın
c) Hisse Senedi
d) Mevduat
e) Tahvil/bono
f) Bilmiyorum

15. Enflasyon olduğu bir ortamda bugün elimdeki 10.000 TL’yi arkadaşıma borç verdim. 3 ay sonra aynı tutarı geri vereceğini söyledi.
a) Zarardayım
b) Kardayım
c) Farketmez yine 10.000 TL sonuçta
d) Bilmiyorum

16. Bankada 10.000 TL birikiminiz bulunmakta ve yıllık mevduat faiz oranı da 20%. Eğer paranızı 3 yıl boyunca bu hesapta değerlendirmek isterseniz, 3 yıl sonunda hesabınızda ne kadar para olur?
a) 12.000 TL
b) 12.000 TL’den az
c) 12.000 TL’den çok
d) Bilmiyorum

17. Aşağıdakilerden hangi seçenek enflasyonu en iyi tanımlar?
a) Zam
b) Fiyat artışı
c) Fiyatlar genel seviyesindeki artış
d) Fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artış
e) Bilmiyorum

18. Faiz oranları düşerse tahvil fiyatları ne olur?
a) Düşer
b) Yükselir
c) Aynı Kalır
d) Bilmiyorum

19. Bir hisse senedine yatırım yapmak, hisse senedi yatırım fonu almaktan daha az risklidir.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum
20. Reel getiri nedir?
a) Yatırımın dönem sonunda sağladığı getiri
b) Enflasyondan arındırılmış getiri
c) Nominal getiri
d) Bilmiyorum

21. Negatif getiri nedir?
a) Nominal getirinin enflasyonu aşması
b) Enflasyonun nominal getiriyi aşması
c) Bilmiyorum

22. Bireysel emeklilik sisteminden emekli olmak için gerekli olan şartlar nelerdir?
a) 56 yaşını doldurmuş olmak
b) En az 10 yıl sistemde kalmış olmak
c) En az 10 sistemde kalmış ve 56 yaşını doldurmuş olmak
d) Bilmiyorum

23. Hisse senedi alıp satmak için ne yapmak gerekir?
a) Borsa İstanbul’da hesap açmak gerekir.
b) Aracı kurumlarda hesap açmak gerekir.
c) Bankalardan hesap açmak gerekir.
d) Bilmiyorum

24. Bireysel emeklilik sisteminden erken çıkarsak;
a) Kesinti yapılır
b) Kesinti yapılmaz
c) Bilmiyorum

25. Bankalardaki birikimlerin belirlenen kısmı garanti altındadır.
a) Doğru
b) Yanlış
c) Bilmiyorum

Anket cevapları

  1. C
  2. B
  3. B
  4. B
  5. B
  6. A
  7. A
  8. A
  9. E
  10. A
  11. C
  12. D
  13. B
  14. C
  15. A
  16. C
  17. D
  18. B
  19. B
  20. B
  21. B
  22. C
  23. B
  24. A
  25. A

Kripto paraların ileride çok değerli olacağı söyleniyor. Almalı mıyım?

Kripto paralara en fazla talep gösteren ülkelerden biriyiz. Hızlı artışlarla gündeme geldi bu paralar. Bitcoin adı ile meşhur oldu. Bir arada herkes rekor üzerine rekor kıran bu paraları konuşur olmuştu. Bir ayda üçe katlayacakmış, sisteme ne kadar erken girersen zengin olma ihtimalin o kadar yüksekmiş gibi efsaneler kulaktan kulağa yayıldı. Bir süre sonra hızlı bir şekilde değer kaybetti. Şimdi her yerde, sosyal medyada, network sistemlerinde bile bitcoin uzmanları (!) var. Birinin profilini inceledim henüz üniversiteden yeni mezun olmuş, uzmanlığını ilan etmiş bir arkadaşımız makro ekonomik analizler bile yapıyor.  Ekonomist olmak bu kadar kolay bir şey değil. Çok okumak, çok iyi analiz etmek gerek. Bir de biliyorsunuz yatırım tavsiyesi vermek aslında bir suç. SPK tarafından böyle düzenlendi. Bu uzman arkadaşların bir sözü ile evini satan insanlar bile çıkabilir. Bu çok tehlikelidir.

İşin bu boyutu başka ama benim kripto paralar ile ilgili kişisel görüşüm şu, çıkış noktası oldukça mantıklı olan kripto paraların ciddi bir sorunu var. O da devletler tarafından tanınmaması. Aslında bu gayet doğal bir sonuç, çünkü kripto paralar devletlerin paralar üzerindeki egemenliğini yıkmak için çıktı. Gelin görün ki değişimler hızlı olmuyor.

Kimileri tarafından saadet zinciri olarak tanımlanıyor, kimileri yüzyılın icadı diyor. İnsanların da aklı karışık. Bu çok normal, ilk defa böyle bir sistem ile karşılaşıyor dünya. Yazılıma dayalı bir sistem ve fiyatının artıp azaldığı dayanak noktasını anlamak çok zor. Diğer yandan pandemi dönemi ile dijital paraların beklenenden daha hızlı gelişim göstereceğini de anlamış olduk. Bence işin en kötü tarafı bu parayı zengin olma yolu olarak nitelendirmekte. İster dayanağı olsun ister olmasın herhangi bir yatırım aracı insanı kısa sürede zengin edemez. Piyasada onbinlerce kişi arasından sadece on kişi tesadüfen iyi bir getiri elde ettiyse bu kulaktan kulağa anlatılıp bin hikayeye dönüşüyor. Sanki bu sisteme giren herkes günün birinde zengin olacakmış gibi bir algı oluşuyor. Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların en önemli amacı aradan bir finansal aracıyı kaldırmaktır. Oysa insanlar bu amacı hiç anlamadı ya da anlamak istemedi. 

Halk tarafından bilinen adı ile bitcoin yani kripto paralar aslında blokzincir denilen sistemin sadece bir parçası. İleride blokzincir teknolojisinin hayatımıza ciddi bir değişim getireceği bekleniyor.

Benim mesajım bireysel yatırımcıya aslında…Kripto para sistemine girmeye karar verdiyseniz yatırdığınız tutarın neredeyse tamamını kaybetmeyi göze almalısınız. Diğer yandan çok büyük getiriler de elde edebilirsiniz. Artık gerisi sizin risk iştahınıza kalmış. Tüm bunlara karşın kripto paralar ileride istesek de istemesek de hayatımızda olacak ve gerçek faydasını o zaman anlayacağız. 

KOBİ’ler için Alternatif Finansman Yöntemleri

Ülkemizdeki işletmelerin %99’u KOBİ ölçeğindedir ve KOBİ’lerin tamamına yakını aile işletmesi niteliğinde faaliyetlerini sürdürmektedir. KOBİ’ler yabancı kaynak girdisi olarak genellikle banka kredilerini tercih etmektedirler. Ancak işletmelerin her ekonomik koşulda ve sektörel dalgalanmada kolaylıkla kredi kullanabilmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle farklı finansal yöntemleri de bilip kullanabiliyor olması özellikle ekonomik kriz dönemlerinde hayati bir öneme sahiptir.

Teknolojinin de etkisi ile küreselleşen dünyada en hızlı gelişen sektör olan finans sektörü, banka kredilerinden ibaret olmayıp sektörde finansal riskin yönetilmesi için sürekli gelişen ürünlerin önem kazandığı dikkat çekmektedir. Döviz borcu olan bir aile işletmesinin artan döviz kuruna karşı önlem alması için türev ürünleri finansal yönetimine dahil etmesi, artan sermaye ihtiyacı için hisse senedi ihracı ya da borç senedi ihracına sıcak bakması, yeni makine, teçhizat vb. ihtiyaçları için leasing işlemlerini yapabilmesi, alacaklarından doğan faktöring ve fortaiting işlemlerini yönetebilmesi gerekir.

Ülkemizde yaşanan döviz kurlarının oynaklığı ilk değildir. Ancak özel sektörün dış kredi borcunun çok yüksek olması dolayısıyla endişe farklı açılardan piyasada fiyatlanmaktadır. Bu noktada işletmelerin döviz kurlarının artışından kaynaklanan borç miktarının artması durumuna karşı alternatif finansman kaynaklarına yönelme ihtiyacı özellikle krizden çıkış aşamasında önem arz etmektedir.

İşletmeler, alternatif finansman kaynaklarını kullanmaya başlamadan önce kaynakları iyi tanımalı, ülke ekonomisi ile ilgili kısa ve uzun vadeli beklentilerini oluşturabilmelidir. Finansman kaynaklarına ulaşmada önemli noktalardan biri de kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde şeffaflık, hesap verilebilirlik bilincinin oluşmasıdır. Diğer bir önemli husus ise işletmelerin bilgi teknolojilerini etkin kullanabilmesidir. Böyle de işletmeler yaşanan finansal ve teknolojik gelişmelere kayıtsız kalamaz.

Finansal piyasaların gelişmesi ile birlikte farklı finansal ürünler ortaya çıkmıştır. Son yıllarda banka kredisi ya da sermaye arttırma gibi klasik finansal yöntemler yerine işletmelerin risk yönetimi ve finansal ihtiyaçları için alternatif yöntemlerin kullanımı dikkat çekmektedir. Bu alternatif yöntemlerden belli başlıları şu şekildedir:

  • Fikri olan ancak sermayesi olmayan girişimciler için girişim sermayesi;
  • Özellikle ev hanımlarının iş yaşamına katılmalarını sağlayan mikro finansman kredileri;
  • İnançları gereği faizsiz işlemleri tercih eden işletmeler için faizsiz finans uygulamaları;
  • Döviz ve fiyat risklerine karşı korunmak için türev ürünler;
  • Alacak yönetiminde riski azaltan forfaiting ve faktöring işlemleri;
  • Demirbaşlarını ve diğer makine, teçhizatlarını kiralamak isteyen işletmeler için leasing (finansal kiralama) işlemleri;
  • Hem sermaye ihtiyacını karşılamak ve hem de kurumsallaşmak, kredibilitesini arttırmak isteyen işletmeler için halka arz uygulaması;
  • Banka kredisi dışında bir yabancı kaynak arayışı olan işletmeler için Özel sektör tahvili ile finansman bonosu ihracı imkanı;
  • Bankalardan kredi kullanımını kolaylaştıran bir kefalet yöntemi olarak Kredi Garanti Fonu yöntemi